0

Abdurezzak Şimşek ve İhsan Kartal Başvurusu (Başvuru Numarası: 2017/20875)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ABDUREZZAK ŞİMŞEK VE İHSAN KARTAL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/20875)
Karar Tarihi: 24/6/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan : Kadir ÖZKAYA
Üyeler : Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Raportör : Ferhat YILDIZ
Başvurucular : 1. Abdurezzak ŞİMŞEK
2. İhsan KARTAL

I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucular tarafından gönderilmek istenen iletilerin sakıncalı bulunarak muhatabına gönderilmemesine karar verilmesi nedeniyle haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 27/3/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. 2017/21050 numaralı başvuru dosyasının, konu yönünden irtibat nedeniyle 2017/20875 numaralı başvuru dosyasıyla birleştirilmesine, incelemenin 2017/20875 numaralı başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine ve diğer dosyanın kapatılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuşlardır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucular, hükümlü olarak Tekirdağ 1 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) bulunmaktadır.
10. Başvurucular, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'a (A.Ö.) yazdıkları faks ve mektubu göndermek istemişlerdir.
11. Başvurucu İhsan Kartal'ın yazdığı faksa başkanımız hitabıyla başlandığı gözlenmiştir. Faksta ayrıca Ortadoğu'da oluşan bunalım ve kaosun ezilen halklar için büyük fırsatlar doğurduğundan, devrimlerin kaos ortamlarında ortaya çıktığından, A.Ö.nün Ortadoğu'da geliştirdiği paradigmanın tüm dünya halkları için bir umut ışığı olduğundan, bu umudu büyütmenin kendilerine düştüğünden, partilerinin halkın doğuşunu yeniden yaratmayı başardığından, Türkiye'de kapitalistlerin ırkçılık yaptıklarından, Kürt soykırımında karar kıldıklarından, buna karşı direnmek dışında bir şansları olmadığından bahsedildiği anlaşılmaktadır.
12. Başvurucu Abdurezzak Şimşek'in yazdığı mektupta ise; kendilerinin iyi olduğu, tek üzüntülerinin A.Ö.nün esarette olması ve ondan haber alamayışları olduğu, A.Ö.nün sesinin, isminin, fikir ve düşüncelerinin, kendilerinin esas güçleri bulunduğu, parti yıl dönümlerini kutladıkları ve partilerinin kurulduğu özgürlüğün başkentinde buluşmayı ümit ettikleri ifadelerine yer verilmiştir.
13. Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığı (Disiplin Kurulu) tarafından 18/11/2016 ve 30/11/2016 tarihlerinde verilen sakıncalı mektup değerlendirme kararlarıyla söz konusu iletilerin muhatabına gönderilmemesine karar verilmiştir. Kararların gerekçesinde; iletilerin içeriğinde örgütsel haberleşme ve propaganda içeren ifadelerin bulunduğu belirtilmiştir.
14. Başvurucular tarafından Disiplin Kurulu kararına karşı Tekirdağ 1. İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) yapılan şikâyet başvuruları 3/1/2017 ve 13/1/2017 tarihli kararlarla reddedilmiştir. Kararların gerekçesinde; Disiplin Kurulu tarafından verilen kararlar tekrar edilerek, kararların usul ve yasaya uygun bulunduğu vurgulanmıştır.
15. Başvurucular tarafından İnfaz Hâkimliğinin kararlarına karşı Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesine yapılan itirazlar 7/3/2017 ve 30/3/2017 tarihli kesin kararlarla reddedilmiştir. Kararların gerekçesinde İnfaz Hâkimliği tarafından verilen kararların usul ve yasaya uygun olduğu ifade edilmiştir.
16. Başvurucular 27/3/2017 ve 10/4/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. İlgili hukuk için bkz. Ahmet Temiz, B. No: 2013/1822, 20/5/2015, §§ 16-20.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 24/6/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi Yönünden
19. Başvurucular, bireysel başvuru harç ve giderlerini ödeyemeyecek durumda olduklarını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.
20. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
B. Haberleşme Hürriyetinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü
21. Başvurucular, sakıncalı olduğuna karar verilen iletilerin gönderilmemesi nedeniyle ifade ve haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
22. Bakanlık görüşlerinde; başvurucular tarafından gönderilmek istenen iletilerin alıkonulmasına karar verilmesinin Anayasa'nın 22. maddesi anlamında kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi için ihtiyaç duyulan demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmadığı ve müdahalenin ulaşılmak istenen amaçla orantılı olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca Disiplin Kurulu, İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi kararlarının ilgili ve yeterli gerekçeler içerdiği, kararlardaki tespit ve sonuçların Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükleri ihlal eder nitelikte olmadığı veya adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda açık bir keyfîlik içermediği, somut olayda haberleşme hürriyetinin ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal sonuçları ile infaz kurumunun düzeni, güvenliği ve suçun önlenmesi meşru amacı temelindeki kamu yararı arasındaki denge gözetilerek sınırlandırıldığı belirtilmiştir.
23. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında; Bakanlığın görüşünün yazdıkları iletilerle ilgili olmadığını, iletilerde örgütsel haberleşme niteliğinde ifadeler bulunmadığını, Disiplin Kurulu ve mahkemelerin iletileri incelemeden karar verdiklerini ifade etmişlerdir.
2. Değerlendirme
24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddiasının özü, göndermek istediği iletilerin Disiplin Kurulunca sakıncalı görülerek muhatabına gönderilmemesine karar verilmesi nedeniyle haberleşme hürriyetinin engellenmesine ilişkindir. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında bu tür başvurular haberleşme hürriyeti kapsamında incelenmiştir (Ahmet Temiz, § 23; Özkan Kart (2), B. No: 2013/1201, 20/5/2015, § 22; Akif İpek, B. No: 2013/9456, 24/6/2015, § 23; Ramazan Vural, B. No: 2013/1148, 7/7/2015, § 24; Eren Yıldız, B. No: 2013/759, 7/7/2015, § 25; Mustafa Aydin, B. No: 2013/275, 6/10/2015, § 24). Somut başvuruda da bu durumdan ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmamaktadır.
25. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın "Haberleşme hürriyeti" kenar başlıklı 22. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz...
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir."
26. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını temellendiremediği, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
27. Disiplin Kurulunca başvurucular tarafından gönderilmek istenen iletilerin sakıncalı olduğu değerlendirilerek söz konusu iletilerin muhatabına gönderilmemesine karar verilmiştir. Dolayısıyla anılan kararlar ile kamu makamları tarafından başvurucuların haberleşme hürriyetine bir müdahalede bulunulduğu açıktır.
28. Anayasa Mahkemesinin Ahmet Temiz kararında hükümlü ve tutukluların gönderdiği veya kendilerine gönderilen mektuplara ceza infaz kurumunun ilgili kurulları tarafından yapılan müdahalelere ilişkin genel ilkeler belirtilmiştir (Ahmet Temiz, §§ 28-34). Buna göre haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahale Anayasa'nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı ve Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa'nın 22. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Müdahalenin yasal dayanağını oluşturan mevzuatın, ulaşılabilir, yeterince açık ve belirli bir eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından öngörülebilir olması gerekir. İkinci olarak söz konusu müdahale meşru bir amaca dayanmalı, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olmalıdır (Ahmet Temiz, § 36).
29. Somut olayda 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un 68. maddesinin hükümlülerin ceza infaz kurumlarından yaptıkları yazışmaların denetimi ve sınırlandırılmasının kanuni dayanağını oluşturduğu anlaşılmaktadır (Ahmet Temiz, §§ 37-46). Öte yandan haberleşme hürriyetinin düzenlendiği Anayasa'nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında, söz konusu sınırlama sebeplerine bağlı kalınarak yapılacak sınırlamanın ancak usulüne uygun olarak verilecek hâkim kararıyla mümkün olabileceği belirtildikten sonra üçüncü fıkrasında "İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir" denilerek bu kuralın da mutlak olmadığı ve bu kurala bazı kurumlar yönünden kanunla sınırlamalar getirilebileceği açıkça düzenlenmiştir (AYM, E.2014/122, K.2015/123, 30/12/2015, § 71). Bu bağlamda ceza infaz kurumları, Anayasa'nın 22. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında istisnaların uygulanacağı kamu kurumlarındandır (Mehmet Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16/4/2015, §§ 74-76).
30. Başvuru konusu iletilerin sakıncalı bulunmasına sebep olarak iletilerin tamamında yasa dışı terör örgütü üyelerinin örgütsel talepleri ile ilgili olarak aldıkları örgüt kararı doğrultusunda, kamuoyu desteği oluşturmak maksadıyla yazdıkları ve içerik itibariyle kişi ve kuruluşları paniğe yöneltebilecek yalan yanlış bilgiler içeren, örgütsel haberleşme ve propaganda amaçlı ifadelerin bulunması gösterilmiştir. Bu kapsamda başvurucular tarafından gönderilmek istenen faks ve mektubun Disiplin Kurulunca denetlenmesi suretiyle haberleşme hürriyetine yapılan müdahalenin, kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın haberleşme hürriyetine ilişkin 22. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır (Ahmet Temiz, § 51).
31. Ceza infaz kurumlarında tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak kamu düzeninin korunmasına ve suç işlenmesinin önlenmesine yönelik kabul edilebilir makul gerekliliklerin olması durumunda hükümlü ve tutukluların sahip oldukları haklar sınırlandırılabilir (Turan Günana, B. No: 2013/3550, 19/11 /2014, § 35).
32. Somut olaya konu olan iletilerin örgütsel kimliğe ve A.Ö.nün liderliğine vurgu yapılarak terör örgütünün kuruluş yıl dönümünü kutlamak amacıyla yazıldıkları anlaşılmaktadır (bkz. § 11,12).
33. Başvuru konusu iletilerde kullanılan üslup gözönüne alındığında faks ve mektubun örgütsel dayanışmayı canlı tutmak ve örgütsel ilişkileri güçlendirmek amacıyla yazıldığı, silahlı mücadeleyi ve şiddeti teşvik eden ifadeler bulunduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca iletilerde örgüt söylemleriyle, A.Ö.nün önderliği vurgulanarak terör örgütünün düşünce ve eylemlerinin meşru gösterilmeye çalışıldığı açıktır.
34. Buna göre iletilerin sakıncalı görülerek el konulması şeklindeki müdahalenin Anayasa'nın 22. maddesi anlamında kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi için ihtiyaç duyulan demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olmadığı ve müdahalenin ulaşılmak istenen amaçla ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır. Bu kapsamda Disiplin Kurulu kararlarında da ilgili ve yeterli gerekçeler içerdiği görülmektedir. Sonuç olarak somut olayda haberleşme hürriyetine yönelik açık ve görünür bir ihlal bulunmamaktadır.
35. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım taleplerinin KABULÜNE,
B. Haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetlerine neden olacağından başvurucuların yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMALARINA 24/6/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

  Avukat   -   AYM Kararları
0 0
0 yanıt   -  

Avukatlara soru sormak için