0

Boşanma Halinde Mal Rejiminin Tasfiyesi, Boşanmada Yargılama Usulü, Medeni Kanun Madde 179-184

Boşanma Halinde Mal Rejiminin Tasfiyesi, Boşanmada Yargılama Usulü, Medeni Kanun Madde 179-184
Boşanma hâlinde mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Mahkeme boşanma yerine ayrılığa karar vermesi halinde ayrılığın süresine ve eşlerin durumlarına göre aralarında sözleşmeyle kabul edilmiş olan mal rejiminin kaldırılmasına karar verebilir.
Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler. Boşanma davası devam ederken, ölen eşin mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve diğer eşin kusurunun ispatlanması hâlinde de eşler arasındaki ölüme bağlı tasarruflara bağlı hakkını kaybeder.
Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.
Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, re'sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.
Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir:
1. Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz.
2. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re'sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez.
3. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz.
4. Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder.
5. Boşanma veya ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz.
6. Hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir.
Hukuk Genel Kurulu 2017/1673 E. , 2018/251 K.
“Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalının 31.10.2005 tarihinde evlendiklerini, ancak Kartal 3. Aile Mahkemesi'nin 17.02.2010 gün ve 2008/705 E., 2010/200 K. sayılı kararı ile tarafların boşanmalarına karar verildiğini, evlenmelerinden kısa bir süre sonra davalının borcu olduğunu öne sürerek müvekkili adına kayıtlı Maltepe İlçesi Başıbüyük Mahallesi 160 ada 470 parselde kayıtlı 3 no.lu daireyi 12.12.2005 tarihinde sattığını ve dairenin satış bedelinin tamamı olan 149.000,00 TL’yi 13.12.2005 tarihinde davalının hesabına gönderdiğini, ardından müvekkilin davalının o parayla Alanya'da kendi adına bir ev aldığını öğrendiğini, davalının yine aynı gerekçeyle borcu olduğunu öne sürerek müvekkile ait Maltepe İlçesi Başıbüyük Mahallesi 160 ada 470 parselde kayıtlı 4 no.lu daireyi 17.07.2006 tarihinde 157.000,00 TL'ye sattığını, davalının bu paranın bir kısmıyla otomobil aldığını, müvekkilinin davalıya yaklaşık 350.000,00 TL para transferi yaptığını, evlilik süresince müvekkilinin doğrudan malların edinilmesine katkıda bulunduğunu, bu nedenlerle müvekkilinin katkılarıyla alınan Antalya İli, Alanya İlçesi, Kızarpınar Mahallesi 724 ada 3 parseldeki taşınmaz ile otomobilin kayıtlarına ileride güç ve telafisi zor zararların ve bu malların üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi için dava kesinleşinceye kadar tedbir kararı konulmasını, müvekkilinin fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla 150.000,00 TL alacağının mal rejiminin sona erme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, talebini ıslah dilekçesi ile artırmıştır.
Davalı vekili, davacı ile müvekkilinin Alanya’da ikamet ettiklerini, davanın bu nedenle tarafların ikametgâhı olan Alanya yetkili Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi'nde açılması gerektiğini, açılan boşanma davasının henüz kesinleşmediğini, bu nedenle eldeki davanın boşanma davası bakımından bekletici mesele yapılmasının zorunlu olduğunu, davayı kabul etmediklerini, davalının mali durumunun iyi olduğunu, uzun yıllar çalışması sonucu hayli birikime sahip bulunduğunu, müvekkilinin evlenmeden önce ve evlendikten sonraki birikimleri ile araç ve taşınmazın satın alındığını, evin alımında davacı tarafından 10.000,00 TL bir katkı sağlandığını, bu miktarın da eşine yardımcı olmak amacıyla davacı tarafından davalıya yapılan bağış olarak değerlendirilmesi gerektiğini, davacının Alanya Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/214 E., 2007/79 K. sayılı dosyasında vermiş olduğu 24.01.2007 tarihli dilekçesinde “davalının banka hesabında bulunan paraların davalının olduğu, bahsi geçen aracın parasının davalı tarafından ödendiği ve ev için ödenen paranın büyük bir kısmının da davalının parası olduğu, kalan 10.000,00 TL’nin de kendisi tarafından davalıya hibe olarak verilmiş olması sebebi ile bu yöndeki dava ve taleplerimden feragat ediyorum…” dediğini, bu hususun mahkeme içi ikrar niteliği taşıdığından kesin delil teşkil ettiğini, bankadaki hesaplarda bulunan paranın da davalıya ait olduğunu, sözü edilen aracın parasının davalı tarafından karşılandığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece davacı tarafından davalı aleyhine açılan Alanya 4. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi'nin 2006/214 E., 2007/79 K. sayılı dosyası ile davacının boşanma davası ile birlikte aynı zamanda taşınmaz ve aracın kaydının iptali ile adına tescilini, olmazsa araç ve taşınmazın bedelinin %50'sinin aralarında taksimini istediği, ancak mahkemeye sunduğu 24.01.2007 tarihli dilekçe ile davalının banka hesabında bulunan paranın davalıya ait olması, aracın davalının kendi parası ile alınmış bulunması, ev için ödenen bedelin bir kısmının davalının parası olması ve kalan miktar olan 10.000,00 TL'nin davalıya bağış olarak verilmiş olması nedeniyle bu yöndeki dava ve talebinden feragat ettiği, tedbirlerin de kaldırılmasını istediği, kimlik tespitlerinin yapıldığı, mahkemece 28.02.2007 tarihinde feragat nedeniyle davanın reddine karar verildiği, davacının 08.03.2007 tarihli dilekçesinde de temyiz isteminden vazgeçtiği, kararın kesinleştirildiği, kesinleşme tarihinin 10.05.2007 olduğu, davacının dava dilekçesinde feragat dilekçesini okumadan imzaladığı, yaşlı olduğu, bu nedenle muteber olmadığı iddialarının inandırıcı bulunmadığı, çünkü davacının söz konusu dosyada vekilinin bulunduğu fikri ve ruhi yönden sağlıklı olduğunun gözlendiği, imzalanan evrakın iptali için herhangi bir hukuki başvuruda bulunmadığının görüldüğü, aynı konuda yeniden dava açılamayacağı, feragatin kesin hükmün sonuçlarını doğurduğu, davacının bu mallarda hak sahibi olmadığı yönünde beyanda bulunduğu ve haklarından vazgeçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel mahkemece önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını davacı vekili temyize getirmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, mal rejimi ile boşanma davasının birlikte görüldüğü ve her iki davanın da feragat nedeniyle reddine karar verilmek suretiyle kesinleşen dosyadaki feragat beyanının, daha sonra açılan eldeki mal rejimi davasında dikkate alınıp alınamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümlenmesinde öncelikle ilke olarak feragat beyanının niteliği üzerinde durulmalıdır.
Davaya son veren taraf işlemlerinden biri olan feragat, davanın taraflarından birinin (davacının) netice-i talebinden vazgeçmesidir. Hiç kimse kendi lehine olan bir davayı açmaya zorlanamayacağı gibi (Mülga HUMK. m.79), açmış olduğu bir davayı da sonuna kadar takip etmeye zorlanamaz. Usul hukukumuzda kural olarak hüküm kesinleşinceye kadar her davadan feragat edilebilir. Ancak bazı istisnai hâllerde feragat davayı sona erdirmez.
Bilindiği gibi feragat yalnız mevcut davadan değil, o dava ile istenen haktan da vazgeçme anlamına gelmektedir. Davadan feragat neticesinde feragate konu teşkil eden hak tamamen düşer ve artık bir daha dava konusu yapılamaz (Postacıoğlu, İ.E.: Medeni Usul Hukuku Dersleri, 6. Bası, İstanbul 1975, s. 479).
Ne var ki bir usul hukuku kavramı olarak davadan feragatin açık, kesin ve koşulsuz olması kanun gereğidir. Davadan feragatin kesin hükmün sonuçlarını doğurucu nitelikte olması nedeniyle bütün bu özellikleri içermesi zorunludur.
Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 13.04.2005 gün ve 2005/11-242 E., 2005/249 K.; 29.04.2009 gün ve 2009/13-76 E., 2009/120 K.; 29.04.2009 gün ve 2009/12-112 E., 2009/126 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir (Feragatin açık olmasına ve söylenen sözün özüne bakılmasına dair olan kararlar için ayrıca Bkz. Hukuk Genel Kurulu'nun 07.01.1970 gün 1969/2-681 E., 1970/11 K.; 13.1.1972 gün ve 1970/8-773 E., 1972/164 K.; 01.11.1978 gün ve 1977/575 E., 1978/906 K. sayılı kararları).
Yine Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 22.05.1987 gün ve 1986/4 E., 1987/5 K. sayılı kararının gerekçesinde ise yasaların uygulanmasında, hakların korunması doğrultusunda hareket etme gereği karşısında, açık bir irade beyanı olmadan davadan feragat edildiği sonucunun çıkarılamayacağı kabul edilmiştir.
Öğretide de feragatin açık ve kesin olması gerektiği belirtilmektedir (Belgesay, M. R.: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Cilt:I, İstanbul 1939, s.254; Ansay, S.Ş.: Hukuk Yargılama Usulleri, Ankara 1947, s. 146; Üstündağ, S.: Medeni Yargılama Hukuku, Cilt:I-II, İstanbul 1997, s.573; Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt: IV, İstanbul 2001, s.3593; Pekcanıtez, H./Atalay, O./Özekes, M.: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, Ankara 2011, s.552-553).
Buraya kadar yapılan açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde;
Davacı ... ile davalı ... 31.10.2005 tarihinde evlenmişler, Kartal 3. Aile Mahkemesi'nin 2008/705 E., 2010/200 K. sayılı kararı ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/1. maddesi gereğince verilen boşanma kararının temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 09/06/2011 gün ve 2010/8803 E., 2011/10163 K. sayılı kararı ile onama kararı verilmiş ve karar 25/07/2011 tarihinde kesinleşmiştir.
Davacı ... ilk boşanma davasını 18.10.2006 tarihinde Alanya 4. Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi sıfatıyla) Mahkemesi'nde açmış, boşanma ile birlikte aynı gerekçelerle davalı tarafından davacının gönderdiği paralarla alındığı iddia edilen Alanya’daki 18 nolu bağımsız bölüm ile davalı adına trafikte kayıtlı bulunan aracın maddi değerlerinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte dava tarihindeki % 50 pay bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, mezkur davada mahkemece 28.02.2007 tarihinde feragat nedeni ile davanın reddine karar verilmiş, karar temyiz edilmeksizin 10.05.2007 tarihinde kesinleşmiştir.
TMK’nın 225/2. maddesi uyarınca eşler arasındaki mal rejimi, kabulle sonuçlanan boşanma davasının açıldığı 22.07.2008 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla 24.01.2007 tarihinde yapılan beyanın doğmamış haktan feragatin hukuki sonuç doğurmayacağına ilişkin kural gereğince eldeki davaya bir etkisinin bulunmadığının kabulü gerekmiştir.
Ayrıca davacının boşanma ile birlikte açtığı mal rejimine ilişkin davanın yargılaması sırasında 24.01.2007 tarihinde mahkemeye sunduğu dilekçede yer alan beyanlarının mahkeme içi ikrar niteliği taşımadığı, davacının eşi ile tekrar birlikte yaşamaya başlaması nedeniyle evlilik birliğinin yürütülmesini sağlamak amacıyla davasından vazgeçtiği, davacının bu davranışının genel hayat tecrübelerine uygun olduğu, bu nedenle 24.01.2007 tarihli beyanın klasik anlamda ikrar niteliği taşımayıp, feragat beyanının gerekçesine ilişkin açıklamalar niteliğinde olduğu benimsenmiştir.
Hâl böyle olunca mahkemece feragatin kesin hükmün sonuçlarını doğurduğu, davacının bu mallarda hak sahibi olmadığını beyan ettiği ve haklarından vazgeçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Öte yandan mal rejiminin devamı süresince bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Katılma alacağı, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren TMK uyarınca eklenecek değerlerden (TMK m. 229) ve denkleştirmeden (TMK m. 230) elde edilen miktarlar da dâhil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK m. 219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK m. 231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK m. 236/1). Katılma alacağı kanundan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.
Evlilik birliği herhangi bir nedenle tasfiye aşamasına girdiğinde eşlerin yaptıkları katkıları talep edip edemeyecekleri sorusunun cevabı ise değer artış payı kavramı ile çözümlenmiştir. Değer artış payı, bir eşin evlilik birliği devam ederken diğer eşin gerek mal edinmesine, gerek mevcut malın iyileştirilmesine veya malının korunmasına katkıda bulunduğu oranda sahip olduğu alacak hakkıdır (Kılıçoğlu, A.: Katkı – Katılma Alacağı, Ankara 2011, s.9).
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hâkime aittir (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.33).
Dava dilekçesindeki anlatım, yargılama oturumundaki davacı taraf beyanları ve mahkemenin kabulünde olduğu üzere dava, değer artış payı alacağı isteğine ilişkin olmakla Özel Daire bozma kararı metninden “katılma alacağı” ibaresi çıkartılmak suretiyle değişiklik yapılarak yerine “değer artış payı” ibaresinin eklenmesine karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında davacının Alanya Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/214 E., 2007/79 K. sayılı dosyasında vermiş olduğu 24.01.2007 tarihli dilekçe içeriğinin Özel Daire kabulünün aksine doğmamış haktan feragat niteliğinde olmadığı, davacının yaklaşık üç yıl önce mahkemeye sunduğu dilekçede bu davanın konusu olan para ve mallarda kendi hakkının olmadığının imzalı dilekçe ile bildirilmesinin mahkeme içi ikrar niteliğinde olup, kesin delil teşkil ettiği, bu nedenle direnme kararın onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.”

  Avukat   -   Makaleler
0 0
0 yanıt   -  

Avukatlara soru sormak için