0

Ethem Arslan Başvurusu (Başvuru Numarası: 2017/28071)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
ETHEM ARSLAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/28071)
Karar Tarihi: 24/6/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan : Kadir ÖZKAYA
Üyeler : Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Raportör : Cafiye Ece YALIM
Başvurucu : Ethem ARSLAN
Vekili : Av. Bünyamin ÖZTÜRK

I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kolluk görevlilerinin hırsızlık şüphelisini kovalarken şüphelinin aracının başvurucunun yakınına çarpması sonucu hayatını kaybetmesi üzerine başvurucu tarafından idare aleyhine açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 30/6/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan ceza soruşturması ve yargılama dosyalarındaki bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir:
8. Hırsızlık şüphelisi olan Ö.G.E.nin çalıntı olduğu iddia edilen araçla kolluk görevlilerinden kaçtığı sırada kaldırımda yürümekte olan başvurucunun yakını G.A.ya çarpması sonucu G.A. hayatını kaybetmiştir. Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesince (Ceza Mahkemesi) yapılan yargılama sonunda Ö.G.E.nin bilinçli taksirle adam öldürme suçundan 9 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Ceza Mahkemesinin 28/11/2008 tarihli gerekçeli kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Olay günü Ankara Emniyet Müdürlüğü hırsızlık bürosuna gelen bir çalıntı araç ihbarı üzerine emniyet görevlilerinin verilen adreste söz konusu aracı araştırmak için olay yerine geldikleri ve araştırmaya başladıkları bu sırada verilen adreste sanığın çalıntı araca binmek üzere olduğunu farkettikleri ve dikkatlerinin sanığa doğru yöneldiği sanığın kendisini gözlemleyen kişilerin polis olduklarını telsizlerinden farkederek aracı çalıştırıp hızla kaçmaya başladığı polis ekibinin de araçla hızla takip etmesi üzerine sanığın seyir halinde olduğu [S.] sokaktan çıkmaz sokak olan [Ş.] sokağa hızla girdiği ve bu sırada önce park halinde bulunna 06... plaka sayılı araca çarpıp savrularak herşeyden habersiz sokak başında karşıdan karşıya geçmekte olan maktuleye çarptığı duran araca çarpması nedeniyle hava yastıkları açılan araç ile kaçamayacağını anladıktan sonra da emniyet görevlilerinin yaralı maktuleyi sağlık kuruluşuna sevk etmek için durmalarından yararlanarak araçtan inip kaçarak izini kaybettirdiği maktulenin hastaneye götürülürken yolda öldüğü..."
9. Ceza Mahkemesinin kararı Yargıtay tarafından 23/3/2010 tarihinde onanarak kesinleşmiştir.
10. Başvurucu ve G.A.nın diğer yakınları, idarenin kamu hizmetini yaparken G.A.nın ölümüne sebebiyet verdiği iddiasıyla İçişleri Bakanlığı aleyhine 50.000 TL manevi tazminat talebiyle tam yargı davası açmışlardır.
11. İçişleri Bakanlığı savunmasında G.A.nın ölümünden olaya sebebiyet veren üçüncü şahsın sorumlu olduğunu, idarenin eylemi ile meydana gelen zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
12. Ankara 6. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 30/12/2010 tarihli kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...Uyuşmazlık konusu olayda, davalı idare elemanları olan polislerin kendilerine kanunlarla verilen halkın ırz, can ve mal güvenliğini korumak, işlenmekte olan bir suçun işlenmesine ve devamına mani olmak görevini ifa sırasında hırsızlık zanlısı bir şahsı kovalarken zanlının davacıların murisine çarpması sonucunda murisin ölüm olayı meydana gelmiş olup, sözkonusu ölüm olayı idarenin herhangi bir eyleminden kaynaklanmayıp üçüncü kişinin eylemi sonucunda meydana geldiğinden davacıların uğradıkları zararla idari faaliyet arasında illiyet bağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu olay nedeniyle idareye izafe edilebilecek bir kusur da bulunmadığından davalı idarenin tazmin yüküyle sorumlu tutulmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davanın reddine..."
13. Başvurucu; idarenin hizmetin kötü işlemesi nedeniyle sorumlu olduğunu, üçüncü kişinin kusurlu olduğu gerekçesiyle sorumluluktan kurtulamayacağını belirterek İdare Mahkemesinin anılan kararına karşı temyiz yoluna başvurmuştur.
14. Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) 28/5/2015 tarihli kararıyla İdare Mahkemesinin kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek onanmasına karar vermiştir.
15. Başvurucunun karar düzeltme talebi üzerine Dairenin 27/4/2017 tarihli kararıyla karar düzeltme talebi reddedilmiş ve anılan karar kesinleşmiştir.
16. Nihai karar başvurucuya 19/6/2017 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu 30/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
17. Mahkemenin 24/6/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden
1. Başvurucunun İddiaları
18. Başvurucu; eşi G.A.nın kaldırımda yürürken polisin kovaladığı şüphelinin aracıyla çarpması sonucunda öldüğünü, kolluk görevlilerinin gerekli dikkat ve özeni göstermediğini, gerekli önlemleri almadığını belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
19. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
20. Anayasa'nın “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
21. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka yönelik bir başvuru ancak ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda başvurucu, müteveffanın eşidir. Bu nedenle başvuruda başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.
22. Bununla birlikte başvurunun diğer kabul edilebilirlik kriterleri yönünden de incelenmesi gerekir.
23. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).
24. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi vardır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 51). Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (İpek Deniz ve diğerleri, B. No: 2013/1595, 21/4/2016, § 149).
25. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleştiği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesi gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmaları gerektiği ifade edilmelidir. Bu kapsamdaki yasal ve idari tedbirler, yaşam hakkına yönelik ihlalleri durdurmayı ve gerektiğinde faillerin cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her durum için geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).
26. Bu kapsamda devletin egemenlik alanında bulunan bireylerin yaşamını korumak için önleyici genel güvenlik tedbirleri alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu gereklilik daha ziyade bireylerin üçüncü kişilerin suç niteliğindeki eylemleri nedeniyle yaşamlarının tehdit altında olduğu durumlarda ortaya çıkmaktadır (Mehmet Çetinkaya ve Maide Çetinkaya, B. No: 2013/1280, 28/5/2014, § 59).
27. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda makul ölçüler çerçevesinde kamu makamlarının bu tehlikenin gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde tedbir alması gerekir. Ancak özellikle insan davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 53).
28. Başvurucunun eşi müteveffa G.A.nın kolluk görevlilerinden araç ile kaçmaya çalışan hırsızlık suçu şüphelisi olan üçüncü bir kişi tarafından ölümüne sebebiyet verildiği, kolluk görevlilerinin takipte olduğu olayın taraflarından olmadığı tartışmasızdır. Üçüncü kişinin kullandığı araç ile çıkmaz sokağa girerek önce park hâlindeki bir araca, daha sonra da savrularak her şeyden habersiz kaldırımda yürümekte olan G.A.ya çarpması sonucunda G.A.nın vefat ettiği anlaşılmaktadır.
29. Somut olayın koşulları değerlendirildiğinde başvurucunun eşinin yaşamının korunması için önlem alma imkânının bulunmadığı aniden gelişen olayda, kamu görevlilerinin -aşırı bir külfet yükleyecek şekilde- önlem almalarının beklenmesinin düşünülemeyeceği görülmektedir. Dolayısıyla gerçeleşen ölüm olayında yaşamı koruma yükümlülüğü kapsamında bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.
30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
31. Başvurucu, açtığı tam yargı davasının makul sürede sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
32. Bireysel başvuru sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
33. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
34. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 26-36) kararında yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.
35. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-36). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
36. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 24/6/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

  Avukat   -   AYM Kararları
0 0
0 yanıt   -  

Avukatlara soru sormak için