0

Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Yetkisi, TTK. Madde 88:

64 ilâ 88 inci madde hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişiler münferit ve konsolide finansal tablolarını düzenlerken, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yayımlanan, Türkiye Muhasebe Standartlarına, kavramsal çerçevede yer alan muhasebe ilkelerine ve bunların ayrılmaz parçası olan yorumlara uymak ve bunları uygulamak zorundadır. 514 ilâ 528 inci maddeler ile bu Kanunun ilgili diğer hükümleri saklıdır. Bu düzenlemeler, uygulamada birliği sağlamak ve finansal tablolara milletlerarası pazarlarda geçerlilik kazandırmak amacıyla, uluslararası standartlara uyumlu olacak şekilde, yalnız Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından belirlenir ve yayımlanır. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, değişik işletme büyüklükleri, sektörler ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlar için özel ve istisnai standartlar koymaya ve farklı düzenlemeler yapmaya yetkilidir. Bu standart ve düzenlemeler, Türkiye Muhasebe Standartlarının cüz’ü addolunur. Kanunlarla, belirli alanları düzenlemek ve denetlemek üzere kurulmuş bulunan kurum ve kurullar, Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun olmak şartıyla, kendi alanları için geçerli olacak standartlar ile ilgili olarak ayrıntıya ilişkin sınırlı düzenlemeleri yapabilirler. Türkiye Muhasebe Standartlarında hüküm bulunmayan hâllerde, ilgili oldukları alan dikkate alınarak, dördüncü fıkrada belirtilen ayrıntıya ilişkin düzenleme, ilgili düzenlemede de hüküm bulunmadığı takdirde milletlerarası uygulamada genel kabul gören muhasebe ilkeleri uygulanır.
Yargıtay HUKUK GENEL KURULU KARARI
“…. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili; taraflar arasında imzalanmış bulunan 04.04.2005 tarihli protokol uyarınca davacı şirket tarafından üretilerek davalı borçlu şirkete satılan mallar karşılığı fatura kesilerek borçlu şirkete gönderildiğini, faturalara davalı şirket tarafından itiraz edilmediğini ve gönderilmiş olan faturaların ticari defterlere işlendiğini, yapılan mutabakat çerçevesinde faturalara konu edilen KDV bedellerinin nakit olarak ödenmesi gerektiği hâlde davalı tarafça herhangi bir ödeme yapılmadığı gibi alacağın tahsiline yönelik olarak Çatalca İcra Müdürlüğünün 2008/3434 sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine de haksız yere itiraz edildiğini ileri sürerek vaki itirazın iptali ile davalının %40’dan aşağıya olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; müvekkili şirketin davacı yana KDV adı altında veya başka türlü herhangi bir borcunun bulunmadığını, iki şirketin de genel merkezlerinin aynı olduğunu ve defterlerinin de aynı muhasebe elemanı tarafından tutulduğunu, gerek müvekkili gerekse davacı şirket ortağı ve müdürü olan Melih Ovacık tarafından müvekkili şirketin ticari kayıtlarına kanunen kabul edilmeyen usulsüz faturaların kaydedildiğini, böylece müvekkili şirketin davacı şirketten olan alacaklarının yok edildiğini, faturaların usulsüzlüğünün vergi denetmeni raporu ve değişik iş dosyalarından alınan raporlar ile sabit olduğunu, işbu davanın ilgisi nedeniyle müvekkili tarafından açılan faturaların hükümsüzlüğünün tespitine ilişkin taraflar arasında görülen dava ile birleştirilmesi ya da bu davanın sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiğini belirterek davanın reddine ve davalının %40’dan aşağıya olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; davacının alacağına dayanak gösterdiği faturaların davalının defterlerinde yer aldığı, ancak bu faturalara esas malların teslimine dair herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı, davacının ve davalı şirketin birbiriyle organik bağ içerisinde olduğu, Çatalca Sulh Hukuk Mahkemesinin 2006/47 D.İş ve 2007/24 tespit raporları ve Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/68 esas sayılı davasında sunulan bilirkişi raporları bir bütün olarak değerlendirildiğinde söz konusu faturaların gerçek alım satım ilişkisine dayanmadığı, fiktif olarak düzenlenerek kayıtlara geçirildiği, yasal veya akdi bir alacak hakkı bahşetmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davaya konu edilen faturaların davalının kapanış tasdiki yapılmayan ticari defterinde kayıtlı olmasının faturaların içeriğindeki malın davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluşturup oluşturmadığı, karine oluşturduğunun kabulü hâlinde aksini ispat yükünün davalıda olup olmadığı; burada varılacak sonuca göre, mahkemece, Vergi Denetmeni tarafından hazırlanan 08.02.2008 tarihli raporda davacı yanca davalı adına düzenlenen dava konusu faturaların gerçek bir teslim karşılığında düzenlendiğinin tespit edildiği hususları da gözetilerek bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
Yasal dayanağını 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67. maddesinden alan itirazın iptali davası ile alacaklı; icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nın 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçlamaktadır. Takip hukukundan doğan bu davada tespit edilecek husus, borçlunun icra takibine yapmış olduğu itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesidir. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir (İİK, m.67/1). Alacaklı, alacağının varlığını 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na (HMK) göre caiz olan her türlü delil ile ispat edebilir.
Ticari nitelikteki satış sözleşmelerinde, satış bedelinin tahsili için başlattığı ilamsız icra takibi itiraza uğrayan alacaklının açtığı itirazın iptali davasında, hangi tarafın hangi olayı ispat etmesi gerektiği, ödeme emrine itiraz dilekçesi, tarafların dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında mahkemeye sundukları dilekçeler ve ön inceleme aşamasında alınan beyanlara göre tespit ve tayin edilecektir. Bu aşamadan sonra mahkemece yapılacak iş, belirlenen ispat yüküne göre, taraflara iddia ve savunmalarını ispat etmeleri için gerekli olanağı tanımak ve yargılamayı neticelendirmektir. Mahkemece, taraf iddia ve savunmalarının ayrıntılı bir şekilde incelenmesi, uyuşmazlık konusu olayların doğru bir şekilde tespit edilmesi, kimin neyi, ne şekilde ispat edeceğinin belirlenmesi, bu anlamda doğru bir yargılama stratejisi oluşturulması gerekecektir (Yücesoy Yılmaz, Y.: Ticari Nitelikteki (Tacirler Arasındaki) Satış Sözleşmelerinde Satış Bedelinin Tahsili İçin Açılan İtirazın İptali Davaları, Ankara, 2014 s: 71).
Uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların ve ticari defterlerin delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır.
Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olay bakımından uygulanması gereken 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.
Vergi Usul Kanunu’nun 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" şeklinde tanımlanmıştır.
Bu hükümler çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında ise fatura; "Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir" şeklinde tanımlanmaktadır (Kumkale, R.:Hukuki ve Mali Yönleriyle Fatura, Ankara 2007, s:73).
Bu yasal düzenlemelerden ortaya çıkan sonuç; 6762 Sayılı TTK’nın 23. maddesine göre fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğu olgusudur. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağı mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.
Bir başka anlatımla, faturaya tebliğ tarihinden itibaren sekiz gün içinde (mücerret) itiraz edilmemiş olması hâli, sadece o faturanın –miktar ve fiyat yönünden- münderecatını kabul anlamını taşır, yoksa o faturada yazılı malın alıcıya mutlaka, daha önce teslim edilmiş olduğu anlamına gelmez; satıcının faturada yazılı malı alıcıya veya kanuni temsilcisine teslim ettiğini ayrıca ispat etmesi zorunludur (Doğanay, İ.:Ticari Alım-Satım Akdi ve Nevileri, Ankara 2003, s:52, Doğanay, İ: Faturanın Kapatılması, Delil Olma Özelliği ve Faturaya İtiraz Aylık Yaklaşım Dergisi Sayı 4, Nisan 1993, s:8-13). Kısaca, ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma hâlinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili değil; taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belge olacaktır. Elbette bu belgeye itiraz edilmemesinin 6762 sayılı TTK’nın 23/2. maddesi anlamında sonuç doğurması da beklenemez. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 12.10.2011 tarihli ve 2011/15-472 E., 2011/608 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.
Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.
Özetlemek gerekirse; faturayı alan kişi 8 gün içinde faturaya itiraz etmezse, faturanın dayandığı temel borç ilişkisinin bulunmadığının faturayı alan kişi tarafından ispat edilmesi gerekir. Ancak, faturayı alan kişi, öngörülen süre içinde faturaya ve bununla birlikte temel borç ilişkisine de itiraz ederse, genel hükümler çerçevesinde ispat yükü faturayı düzenleyen tacire ait olacaktır.
Tek başına fatura düzenlenmesi akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir (Yücesoy Yılmaz, s:73,74).
Burada hemen ticari defterlerin niteliği ve delil olma özelliği incelenmelidir.
6762 sayılı TTK’nın 4/2 maddesi “Ticari davalarda dahi deliller ve bunların ikamesi, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine tabidir” düzenlemesine yer vermiş iken; 1086 sayılı HUMK’nın 303. maddesi ise; “Defatiri ticariyede münderiç kayıtların hüküm ve kuvvetleri Ticaret Kanunu ahkamına tabidir.” hükmünü içermektedir. Ticari defterler ve ticari defterlerle ispat hususu 6762 sayılı TTK’nın 79- 86. maddeleri arasında düzenlenmiştir. HUMK’nın 303. maddesine göre ticari defterlerle ispat 6762 sayılı TTK’daki hükümlere tabidir. 6762 sayılı Kanun’un aksine, 6102 sayılı TTK’da ise ticari defterler delil olarak düzenlenmemiş, ticari defterlerin delil olması 6102 sayılı TTK’da değil 6100 sayılı HMK’da yer almıştır.
Nitekim; 6102 sayılı TTK’nın 83. maddesi; “ (1) Ticari uyuşmazlıklarda mahkeme, yabancı gerçek veya tüzel kişi bile olsalar, tarafların ticari defterlerinin ibrazına, resen veya taraflardan birinin istemi üzerine karar verebilir. (2) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, yargılamayı gerektiren davalarda hazırlık işlemlerine ilişkin hükümleriyle senetlerin ibrazı zorunluluğuna dair olan hükümleri ticari işlerde de uygulanır.” şeklinde düzenlenmiş iken;
6100 sayılı HMK’nın“İspat Yükü” başlıklı 190. maddesinde;
“ (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır.Kanunda öngörülen istisnalar dışında,karşı taraf,kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” ve
Aynı Kanun’un “Tarafların Belgeyi İbraz Etmesi” başlıklı 220. maddesinde;
“(1) İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir.
(2) Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir.
(3) Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.” hükümlerine yer verilmiştir.
Olayımızda 6762 sayılı TTK uygulanacaktır. Kanun’un 66. maddesine göre her tacir, ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak münasebetlerini ve her iş yılı içinde elde edilen neticeleri tespit etmek amacıyla, işletmesinin mahiyet ve öneminin gerektirdiği bütün defterleri tutmakla yükümlüdür. Anılan Kanun’un 84. maddeye göre ise; Kanuna uygun olarak veya olmayarak tutulmuş olan ticari defterlerin münderecatı, sahibi ve halefleri aleyhinde delil sayılır. Şu kadar ki; kanuna uygun olan defterlerde sahibi lehine olan kayıtlar dahi aleyhindeki kayıtlar gibi muteber olup bunlar birbirlerinden ayrılamaz.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Davacı tarafından davalıya düzenlenen 44 adet faturadan kaynaklı 507.541,62TL KDV alacağının tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istenmektedir. Bilirkişi tarafından her iki tarafın ticari defterleri incelenmiştir. Bilirkişi raporuna göre; davacıya ait defterlerin açılış ve kapanış tasdiklerinin zamanında ve usulüne uygun olarak yaptırılmış olduğu, defterlerin birbirini teyit eder şekilde tutulmuş olduğu, davacı yanın kendi defterlerinde KDV olarak davalıdan 507.541,78TL alacaklı durumda olduğu; davalıya ait defterlerin ise açılış tasdiklerinin zamanında ve usulüne uygun olarak yaptırılmış olduğu ancak yıl sonunda yaptırılması zorunlu kapanış tasdiklerinin yaptırılmamış olduğu, davalı yanın kendi defterlerinde KDV olarak davacıya 501.802,60TL borçlu durumda olduğu belirtilmiştir. Eş söyleyişle; davalının yıl sonunda yaptırılması zorunlu kapanış tasdikleri bulunmayan ve dolayısıyla usulüne uygun tutulmadığından kendi aleyhine delil teşkil eden 2006 yılı ticari defterlerinde; davacı yanca düzenlenmiş dava konusu 44 adet faturadan 07.12.2006 tarihli 285933 nolu ve KDV'si 5.739,18TL tutarlı olan fatura haricindeki bütün faturaların kayıtlı olduğu ve davacının davalıdan 501.802.60TL KDV alacağının bulunduğu belirlenmiştir. Davacı tarafından iddiaya dayanak yapılan 04.04.2005 tarihli protokol ve delil listesinde yer alan 23.04.2003 tarihli sözleşme Özel Daire geri çevirme kararı ile dosyaya kazandırılmıştır.
Özetlenen ilkeler göstermektedir ki; davalının ticari defterlerinin kapanış tasdiki olmaması nedeniyle lehe delil olamazsa da kendi defterinde kayıtlı borç bakımından aleyhine delil olacaktır. 6762 sayılı TTK’nın 84. maddesi uyarınca hiçbir tacir kendi defterine aleyhe kayıt düşemeyeceğinden faturaların davalı defterinde kayıtlı olması faturalar içeriğindeki malın davalıya teslim edildiğine karine oluşturur. Bu karinenin aksini bir başka deyişle faturalar içeriği emtianın teslim edilmediğini, faturaların usulsüz olduğunu davalı ispatlamalıdır. Ne var ki mahkemece bu yön gözetilmeksizin ispat yükü davacı tarafa yüklenmiş, dava konusu olmayan faturalara dayalı olarak tek taraflı alınmış tespit raporlarına, yine tarafları ve dava konusu farklı olan, yargılama aşamasında da bu yön gözetilerek bekletici mesele yapılmasından vazgeçilen dava dosyasındaki raporlara dayanılarak eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Mevcut bu durumda mahkemece öncelikle fatura içeriğindeki emtiaların teslim edilmediği ve faturaların usulsüz olduğu yönündeki iddiaya konu savunmanın davalı tarafça ispatlanması gerektiği gözetilip sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında mahkemece gerekçeye konu edilen ve ticaret mahkemesinde görüldüğü belirtilen davanın bu dava ile ilgisi olup olmadığının saptanması amacıyla bekletici mesele yapılması talep edilen ve derdest olan diğer dava dosyaları getirtilip mahkemece incelenip gerektiğinde bekletici mesele yapılması ve belirtilen davaların sonucuna göre tespit raporları, vergi denetmen raporları, diğer bilirkişi raporları ve delillerin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi yönündeki bu değişik gerekçe ile direnme kararının bozulması gerektiği belirtilerek yerel mahkeme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Çözümlenmesi gereken ilk uyuşmazlık ispat yükünün hangi tarafta olduğu noktasında toplanmakta olduğundan Özel Daire bozma kararında ikinci bir gerekçe gibi tereddüte yol açacak biçimde yer verilen “Kaldı ki, Vergi Denetmeni İlhan Binbirkaya tarafından hazırlanan 08.02.2008 tarihli VDENR-2008-1477-02 Sayılı gerekçeli raporunda; davacı yanca davalı adına düzenlenen dava konusu faturaların gerçek bir teslim karşılığında düzenlendiği rapor edilmiştir.” ibaresinin bozma kararında yer almasına gerek görülmemiştir. Sonuç itibari ile bu ibare çıkartılmak suretiyle Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyularak karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ve hatalı değerlendirme ile önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Özel Daire bozma kararında geçen “Kaldı ki, Vergi Denetmeni İlhan Binbirkaya tarafından hazırlanan 08.02.2008 tarihli VDENR-2008-1477-02 Sayılı gerekçeli raporunda; davacı yanca davalı adına düzenlenen dava konusu faturaların gerçek bir teslim karşılığında düzenlendiği rapor edilmiştir.” ibareleri karar metninden çıkarılmak suretiyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 14.05.2019 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla karar verildi.





KARŞI OY

Dava, davacı tarafından davalıya düzenlenen 44 adet faturadan kaynaklı KDV alacağının tahsiline ilişkin icra takibine itirazın iptali davasıdır.
Davacı vekili, davacı şirket tarafından üretilerek davalı şirkete satılan mallar karşılığı fatura kesildiğini, faturalara davalı şirketin itiraz etmediği gibi ticari defterlerine de işlediğini, faturalara konu edilen KDV bedellerinin davalı tarafça ödenmediğini ileri sürmüş, davalı vekili; iki şirketin de aynı yerde merkezi bulunduğunu, defterlerinin aynı muhasebe elemanı tarafından tutulduğunu her iki şirketin de müdürü olan Melih Ovacık tarafından usulsüz şekilde dava konusu faturaların davalı defterlerine kaydedildiğini, bu şekilde davalı şirketin davacı şirketten olan alacaklarının yok edildiğini, faturaların usulsüzlüğünün tespit dosyaları ve vergi denetim raporuyla belirlendiğini, faturaların hükümsüzlüğünün tespiti davası açtıklarını ya birleştirme ya da bekletici mesele kararı verilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın reddine dair verilen karar, yukarıda özet kısmında belirtilen gerekçe ile davacı yararına bozulmuş, yazılı gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
Mahkemenin davayı ret kararında, davalı defterlerinde kayıtlı faturalardaki malların teslimine dair herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı, taraf şirketlerin organik bağ içerisinde olduğu, Çatalca Sulh Hukuk Mahkemesinin 2006/47 D. iş ve 2007/24 D. iş tespit raporları ve Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/68 Esas sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporu değerlendirilerek faturaların gerçek bir alım satım ilişkisine dayanmadığı, fiktif düzenlenerek kayıtlara geçirildiği, bir alacak hakkı sağlamadığı gerekçelerine yer verilmiştir.
Özel Daire, bir fatura haricindeki dava konusu 43 adet faturaların davalının usulüne uygun tutulmayan ticari defterine kayıtlı olduğundan aleyhine delil teşkil ettiği ve malların davalıya teslimine karine oluşturduğu, teslim edilmediğini, faturaların usulsüz olduğunu davalının ispatlaması gerektiği, vergi denetmeni tarafından düzenlenen 08.02.2008 tarihli gerekçeli raporda, faturaların gerçek bir teslim karşılığı düzenlendiğinin rapor edildiği nazara alınarak karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle kararı bozmuş, mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
İcra takibine ve davaya konu faturalar 07.03.2006-07.12.2006 tarihleri arasında düzenlenmiş olup, faturalara ait KDV tutarı 507.541,62TL, icra takibinin ve işbu itirazın iptali davasının konusudur. Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu verilen raporda, faturalardan bir tanesi hariç diğerlerinin davalının usulüne uygun olmayan ticari defterinde kayıtlı olduğu tespit edilmiştir. Bu belirleme neticesinde, davalının usulüne uygun tutulmayan ticari defterlerindeki kayıtlar davalı aleyhine delil teşkil edeceğinden, kayıtlı faturalarla ilgili olarak taraflar arasında akdi ilişkiye ve mal teslimine karine oluşturur. Ancak bu karinenin aksi davalı tarafından ispat edilebilir. Davalı defterinde kayıtlı faturaların davalı aleyhine delil oluşturması ve mal teslimine karine oluşturması, faturaların gerçek bir alım satım ilişkisine dayalı olması ve sahih fatura olmaları hâlinde mümkündür. Davalı taraf, cevap dilekçesinde ve yargılama aşamalarında, takip ve dava konusu KDV alacağına esas faturaların gerçek bir alım satıma ilişkin olmadığını, iki şirketin de müdürü olan Melih Ovacık tarafından davalı şirket defterlerine bu usulsüz faturaların kaydedildiğini, faturalardaki mal tesliminin olmadığını ileri sürmüştür. Davalının bu savunması üzerinde durulması gerekmektedir. Sırf davalı defterinde kayıtlı olmasından mal tesliminin kanıtlandığı ve davalı savunmasının kanıtlanmadığı sonucuna varılamaz. Mahkemece, Çatalca Sulh Hukuk Mahkemesinin 2006/47 D. İş ve 2007/24 D. iş tespit raporları ve Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/68 E. sayılı bilirkişi raporlarına göre faturaların gerçek bir alım satım ilişkisine dayanmadığı, fiktif düzenlendiği sonucuna varılarak dava reddedilmiş ise de, dosya kapsamına göre, sırf tespit raporları bu sonuca varılması için yeterli değildir. 2011/68 E. sayılı dosyaya sunulan bilirkişi raporunda, May Yapı Ltd. Şti. üzerine kayıtlı iktisadi kıymetlerin temsilci Melih Ovacık tarafından imzalanan faturalarla Maytaş Ltd. Şti.ne devrinin sağlandığı, ancak alıcıya teslimine dair herhangi bir belgenin bulunmadığı, sadece kaydî devir yapıldığı belirlenmiş, 2007/24 D. iş sayılı tespit raporunda ...nin Maytaş Ltd. Şti’ne borcunu kayıtlardan tasfiye ettiği, 2006 yılında May Yapı Ltd. Şti’nin kendi kayıtlarında borç ilişkilerini kapattığı, oluşan bakiyeyi 338 vazgeçilen borçlar hesabına intikal ettirdiği, Maytaş’ın söz konusu alacağından vazgeçmesine ilişkin herhangi bir belge, kanaat verici bir vesika temin edilemediği belirtilmiştir. 2006/47 D. iş sayılı tespit raporunda da dava konusu faturaların da talep konusu olduğu, bu raporda davayı sonuçlandıracak bir neticeye varılmadığı anlaşılmaktadır. Özel Dairenin bozma gerekçesinde yer alan, dosyada mübrez Vergi Tekniği Raporunda May Yapı Ltd. Şti’nin Maytaş Ltd. Şti’ne düzenlediği 43 adet emtia satış faturasının gerçek bir teslim karşılığında düzenlendiği sonucuna varılmış ise de, bu rapor tek başına davanın kabulü sonucuna götürecek bir delil mahiyetinde değildir. Mahkemenin dayandığı tespit raporlarıyla çeliştiği gibi, davalının savunmasında ve delil listesinde dayandığı, dava konusu faturaların hükümsüzlüğüne ilişkin olduğu iddia edilen bir dava var iken, vergi denetmen raporuna göre davanın sonuçlandırılması usul ve yasaya aykırı olacaktır. Dava, faturaların KDV bedelleriyle ilgili icra takibine itirazın iptali davası olup, İİK. 67. maddesine göre genel hükümlere tâbi bir davadır. Davalı, savunmasına ilişkin delilleri genel hükümlere tâbi davada usul kuralları uyarınca getirebilir ve mahkemece de usul kuralları çerçevesinde inceleme yapılır. Faturaların her iki şirketin müdürü olan Melih Ovacık tarafından usulsüz düzenlendiği ve davalı defterine kaydının sağlandığı, gerçek bir alım satıma ilişkin olmayıp, fiktif işlemle kaydedildiği, mal teslimi olmadığı savunulduğuna göre, ispat yükü üzerinde olan davalı tarafından açılmış, faturaların hükümsüzlüğüne ilişkin derdest ve bekletici mesele sayılması talep edilen Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/577 ve 576 esas sayılı dosyaları getirtilerek, bu davanın konusu faturalarla ilgili olup olmadığı belirlenmeli ve ilgili olduğu taktirde davalı defterinde kayıtlı ve aleyhine sonuç doğuran faturaların hükümsüz olup olmadığı o davada belirleneceğinden, sonucu beklemelidir. Şirket müdürü Melih Ovacık’ın Maytaş Ltd. Şti’ni temsil yetkisinin kaldırılmasına karar verildiği ve kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesince onandığı anlaşılmış, 2011/68 esas sayılı bilirkişi raporunda faturalarda Melih Ovacık’ın imzası olduğu belirtilmiştir.
Tüm bu nedenlerle, dava konusu faturalarla ilgisi belirlendiğinde hükümsüzlük davasının bekletici mesele sayılması, o davanın sonucuna göre, vergi denetmeni raporu, tespit raporları ve dosyadaki bilirkişi raporu birlikte değerlendirilerek bir karar verilmelidir. Mahkemenin davanın reddi kararının bu değişik gerekçeyle bozulması görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun Özel Daire bozması yönündeki bozma kararına katılamıyorum.
KARŞI OY

Davacı, taraflar arasındaki sözleşme gereğince davalıya mal satılıp teslim edildiğini, düzenlenen faturaya davalının itiraz etmediği gibi ticari defterine işlemesine rağmen KDV tutarını ödemediğini, girişilen icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı, faturanın fiktif düzenlendiğini, her iki şirketin ortağı ve müdürü olan Melih Ovacık tarafından defterlere işlenerek usulsüzlük yapıldığını, bu hususta delil tespiti ve faturaların iptali davalarının olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece taraflar arasında alım satım ilişkisinin kanıtlanamadığı, faturaların fiktif düzenlendiği gerekçesi ile davanın reddine ilişkin verilen karar Özel dairece, faturanın davalının ticari defterinde kayıtlı olması ve vergi denetmen raporu ile de kanıtlandığı gerekçesi ile verilen bozma kararına karşı mahkemece direnilinmiştir.
Öncelikle gönderilen faturaya süresinde itiraz edilmemesi ve her nasılsa ticari deftere kaydedilmesinin hukuki sonuçlarının tartışılması gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki, daha önce bir malın alınması veya bir işin yapılması hususunda bir sözleşme yapılmamış ise, düzenlenen fatura sadece bir icap mahiyetinden öte hüküm ifade etmez. Dolayısıyla sekiz gün içerisinde itiraz edilmemiş olması söz konusu olamayacağı için faturada yazılı miktar ve fiyatın kabulünden de bahsedilemez. Düzenlenen fatura yapılan sözleşmenin ifa kısmı ile ilgilidir. Sözleşmenin inkarı halinde aksini idda edenin bu iddiasını kanıtlaması gerekir. Faturayı defterine kaydeden dayanaklarını göstermiş ve faturayı kullanarak benimsemiş olma ihtimali dışında sırf hernasılsa f faturanın deftere kaydedilmiş halinde de durum değişmeyecektir.Uygulama ve dokrin görüşü de bu yöndedir. (Bk. İsmail Doğanay Ticari Alım-Satım Akdi ve Nevilerisayfa 45. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2011/15-472 E 2011/608 sayılı kararı) Kaldıki somut olayda davalı, faturaların fiktif olduğunu şirket müdürünün haksız eylemi ile deftere kayıt edildiğini, şirket müdürünün her iki şirketin ortağı ve müdürü olduğunu ileri sürüp bu hususta tespit ve dava açıldığını ileri sürmüş olmasına göre mahkemece bu delillerin araştırılması gerekirdi. Öte yandan Özel Dairenin vergi denetmen raporuna dayalı olarak akdi ilişkinin kanıtlandığı gerekçesine de katılmak mümkün değildir. Mahkeme denetiminden geçmemiş tek taraflı olarak idarece düzenlenen bu raporun tarafları bağlaması düşünülemez. Mahkemece tüm bu hususların araştırılmasına olanak verecek bir bozma kararı verilmesi düşüncesinde olduğumdan aksi yöndeki çoğunluk kararına katılamıyorum.”

  Avukat   -   Makaleler
0 0
0 yanıt   -  

Avukatlara soru sormak için