0

Mahkûmiyet Hükmünün Yorumunda veya Çektirilecek Cezanın Hesabında Duraksama Madde 98:

a) Mahkûmiyet hükmünün yorumunda duraksama olursa veya sonradan yürürlüğe giren kanun hükmünün Türk Ceza Kanununun 7 nci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekirse, hükmü veren mahkemeden,
b) Çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa ya da cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülürse, infaz hâkimliğinden, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için karar istenir. Birinci fıkra uyarınca yapılan başvurular cezanın infazını ertelemez. Ancak, mahkeme veya infaz hâkimliği olayın özelliğine göre infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/38 E. , 2020/9 K.
“…
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 18-22


Sanık ...'in, görevi yaptırmamak için direnme suçundan TCK'nın 265/1, 62, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna; hakaret suçundan ise aynı Kanun'un 125/1-3-a-4, 43/1, 62, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve her iki cezanın da mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Salihli 3. Asliye Ceza Mahkemesince 04.05.2010 tarih ve 306-188 (18-22) sayı ile verilen hükümlerin sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 27.05.2014 tarih ve 1887-5786 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 27.10.2016 tarih ve 373997 sayı ile;
"...Mahkeme hükümlü hakkında TCK'nın 58. maddesi gereğince hüküm kurarken Salihli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/462 Esas ve 2008/359 Karar sayılı hükmünü esas almıştır. Söz konusu bu karar Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine aykırılık nedeniyle, sanığın öğrenme tarihi esas alınarak temyiz incelemesine tabi tutulup kararın kesinleştirmesi kaldırılmış ve adli sicil kaydından da silinmiştir.
Talep: Hükmün CMUK'nun 321. maddesi gereğince bozulması, ancak bu husus yeniden yargılanmayı gerektirmediğinden, aynı Yasa'nın 322. maddesi uyarınca; 'Sanığın Salihli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/462 esas 2008/359 karar 18.09.2008 gün sayılı ilamı ile ruhsatsız silah taşıma suçundan hükümlü olduğu 10 ay hapis cezasının 02.12.2008 tarihinde infaz edildiği' şeklindeki fıkranın çıkarılarak yerine 'Sanığın Foça Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/351 esas 2005/315 karar 11/11/2005 gün sayılı ilamı ile cezaevinden firar etmek suçundan hükümlü olduğu 4 ay hapis cezasının 20/09/2006 tarihinde infaz edildiği' cümlesi eklenmek suretiyle düzeltilmek suretiyle hükmün onanması" gerektiği görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 12.12.2016 tarih ve 9362-9623 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; mahkûmiyet hükmünün temyiz incelemesi sonucu onanmasından sonra infaz aşamasında sanık hakkında tekerrüre esas alınan hükmün kesinleşmediği kabul edilerek adli sicil kaydından silinmesi nedeniyle sanığın adli sicil kaydında bulunan başka bir hükmün tekerrüre esas alınmasına yönelik olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz yoluna başvurulmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel Mahkemece 04.05.2010 tarih ve 306-188 (18-22) sayı ile; sanığın görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından mahkûmiyetine, hak yoksunluğuna ve Salihli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.09.2008 tarihinde kesinleşen 6136 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ilk fıkrasına aykırılık suçuna ilişkin 10.07.2008 tarihli ve 462-359 sayılı mahkûmiyet hükmü uyarınca cezasını mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çekmesine karar verildiği,
Yargıtay 5. Ceza Dairesince 27.05.2014 tarih ve 1887-5786 sayı ile; sanığın temyiz itirazlarının reddiyle mahkumiyetine ilişkin hükümlerin onanmasına karar verildiği,
Sanığın 25.05.2016 tarihli dilekçesiyle; hakkında tekerrüre esas alınan hükmün kesinleşmediği ve adli sicil kaydından çıkarıldığından bahisle infazın durdurulması talebinde bulunduğu,
Yerel Mahkemece 01.06.2016 tarihli ve 18-22 sayılı ek karar ile; yapılan araştırma sonucu Adalet Bakanlığınca, sanığın tekerrüre esas alınan hükmünün usulsüz tebligat nedeniyle kesinleşmediğinden kanun yararına bozma yoluna konu edilmeyerek dosyasının iade edildiği, ancak Mahkemesince dosyadaki kesinleşme ve tebligat işlemlerinin usulüne uygun olduğundan bahisle Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden görüş sorulduğu ve bu dosyanın sonucunu beklediği anlaşılarak infazın durdurulması talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği,
Salihli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.06.2016 tarihli ve 462 sayılı yazısına göre; mahkemelerinin 2007/462 esas sayılı dosyalarında Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce kanun yararına bozma yoluna gidilmediği, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay'a gönderildiği,
Sanığın 21.06.2016 ve 27.06.2016 tarihli dilekçeleri ile; tekerrüre esas alınan mahkûmiyet hükmünün kesinleşmediğinin Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmesi karşısında temyiz aşaması da dikkate alınarak Yerel Mahkeme hükümlerinin infazının durdurulması ve yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunduğu,
Yerel Mahkemece 27.06.2016 tarihli ve 18-22 sayılı ek karar ile; sanığın tekerrüre esas alınan hükmü yönünden kanun yararına bozma yoluna gidilmediği ancak mahkemesince sanığın 06.11.2015 tarihli temyiz dilekçesi süresinde kabul edilerek dosyanın Yargıtay'a gönderildiği anlaşılarak gelinen aşamada infazın durdurulması ve yargılamanın yenilenmesi talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği, bu karara yönelik sanık tarafından yapılan itirazın mercisince 29.07.2016 tarihinde reddedildiği,
Sanığın Salihli Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben düzenlediği 01.08.2016 tarihli dilekçesi ile; tekerrüre esas alınan ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel olan Salihli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin anılan hükmünün kesinleşmediği gerekçesiyle Yerel Mahkeme hükümlerine karşı kanun yararına bozma ve yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunduğu,
Yerel Mahkemece 17.08.2016 tarihli ve 18-22 sayılı ek karar ile; sanık hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin Yargıtay denetiminden geçerek onanması nedeniyle kanun yararına bozma yoluna ve CMK'nın 311 vd. maddelerinde yer alan şartların somut olayda gerçekleşmemesi nedeniyle de yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilmesinin mümkün olmadığı, ancak temyiz incelemesi sonucu onanarak kesinleşen hükümler yönüyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının sanık lehine itiraz yoluna gitmesinin mümkün olduğu gerekçeleriyle, infaz işlemlerini durdurarak olağanüstü itiraz yoluna başvuru hususunun değerlendirilmesi için dosyanın Salihli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği,
Salihli Cumhuriyet Başsavcılığınca 23.08.2016 tarih ve 555 sayı ile; sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas nitelikte başka bir hükmünün bulunduğu ve aleyhe değiştirmeme ilkesi de gözetildiğinde Yerel Mahkemece infaza ilişkin bu hususta her zaman karar verilmesinin mümkün olduğu belirtilerek itiraz edildiği ancak mercisince itiraz reddedilerek dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.10.2016 tarih ve 373997 sayı ile; adli sicil kaydından çıkarılan hüküm yerine sanık hakkında cezaevinden firar suçundan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Foça Asliye Ceza Mahkemesince 11.11.2005 tarih ve 351-315 sayı ile verilen mahkûmiyet hükmünün tekerrüre esas alınması gerektiğinden bahisle itiraz yoluna başvurulduğu,
Yargıtay 5. Ceza Dairesince 12.12.2016 tarih ve 9362-9623 sayı ile; onama kararının verildiği tarihte sanığın tekerrüre esas ilamının adli sicil kaydında yer aldığı, daha sonra tekerrüre esas ilama ilişkin dosyada tebligatın usulüne uygun olarak yapılmadığı gerekçesiyle ilamın adli sicil kaydından çıkarıldığı, söz konusu ilama ilişkin dosyanın UYAP ortamında yapılan sorgulamasında temyiz isteminin reddi düşüncesini içeren 11.07.2016 tarihli tebliğname ile incelenmek üzere ilgili daireye gönderildiği ve henüz bir karar verilmediği anlaşılarak onama kararı ile kesinleşen hükümden sonra ortaya çıkan bu durumun CMK'nın 311/1-e maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi nedeni olabileceği gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verildiği,
UYAP sistemi üzerinden yapılan inceleme ve sanığın güncel adli sicil kaydına göre; Yerel Mahkemece tekerrüre esas alınan hükme ilişkin temyiz başvurusunun süresinde olmaması nedeniyle reddine karar verildiği ve hükmün 13.01.2009 tarihinde kesinleşmiş olduğu,
Anlaşılmıştır.
Uyuşmazlığın isabetli bir çözüme kavuşturulabilmesi için "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi", "Yargılamanın yenilenmesi" ve "Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama" konularına değinilmesinde yarar bulunmaktadır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi, 1412 sayılı CMUK'da temyize ilişkin hükümler içerisinde düzenlenmişken, 5271 sayılı CMK'da olağanüstü kanun yolları kısmında yer almıştır. 1412 sayılı CMUK'nın 322/4. maddesi; "Ceza dairelerinden birinin kararına karşı Cumhuriyet Başmüddeiumumisi, ilamın kendisine verildiği tarihten otuz gün içinde Ceza Umumi Heyetine itiraz edebilir." biçiminde iken, 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi; "Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz." şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere, 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinde yer alan "lehe itirazda süre aranmayacağına" ilişkin cümle dışında madde metinleri benzerlik arz etmektedir.
05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 99. maddesiyle, CMK'nın 308. maddesine;
"(2) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir." şeklindeki (2) ve (3) numaralı fıkralar eklenmek suretiyle madde son şeklini almıştır.
Temyiz incelemesi sonucu Yargıtay ilgili Ceza Dairesince hükme ilişkin karar verilmesiyle olağan kanun yolları sona ermektedir. Bu aşamadan sonra ancak CMK'nın 308. maddesi uyarınca olağanüstü kanun yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı gündeme gelebilecektir.
5271 sayılı CMK'nın olağanüstü yasa yolları bölümünde yer alıp 308. maddesinde düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazının, Özel Ceza Daire kararlarındaki hukuka aykırılıkların, Ceza Genel Kurulu tarafından giderilmesini isteme ve bu yolla içtihat birliğini sağlama işlevinin yanı sıra kamuoyunun tatminini amaçlayan diğer bir yönü de bulunmaktadır. Ancak bu kanun yolu ile hangi hukuka aykırılıkların denetleneceği yönünde gerek 1412 sayılı CMUK'nın 322/4. maddesinde, gerekse 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinde bir açıklık bulunmamaktadır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kapsamı günümüze kadar çeşitli Ceza Genel Kurulu kararlarına konu olmuş, bu bağlamda; "Eleştiriye ilişkin düşüncelerin reddine dair daire kararlarının itiraz olunabilecek nitelikte kararlardan olmadıkları" (16.11.1964 tarih ve 470-464 sayı), "Kabule göre yapılan bozmalara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yoluna başvuramayacağı" (17.03.1998 tarih ve 18-91 sayı), "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının olağanüstü bir kanun yolu olması nedeniyle sonuca etkili olmayacak türden hukuka aykırılıkların bu kanun yoluna konu olamayacağı" (30.11.2010 tarih ve 233-241 sayı), "Yargıtay Ceza Daireleri tarafından verilen sanığının tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlara karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurma yetkisinin bulunmadığı" (29.03.2011 tarih ve 49-28 sayı), "Görev konusunun Yargıtayca inceleme konusu dahi yapılamayacağı bir durumda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kesin nitelikteki merci tayini kararını hükümsüz kılacak bir sonuç doğmasına neden olacak şekilde itiraz kanun yoluna başvurma imkanının bulunmadığı" (27.12.2011 tarih ve 158-296 sayı) kabul edilmek suretiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin belirli yönlerden sınırlandırılması gerektiğine karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz kanun yoluna başvurabilmesi için hukuka aykırılık hâlinin ciddi boyutlara ulaşması gerektiği, sonuca etkili olmayan kanuna aykırılıkların bu yöntemle denetlenmesinin, itirazın amaç ve kapsamıyla bağdaşmayacağı söylenebilecektir.
Diğer taraftan olağanüstü kanun yollarından biri olan yargılamanın yenilenmesi 5271 sayılı CMK'nın 311 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup Kanun'un 311. maddesinde hükümlü lehine; 314. maddesinde ise sanık veya hükümlü aleyhine yargılamanın yenilenmesi nedenlerine, 318 ve sonraki maddelerinde yenileme istemi üzerine izlenecek usul hükümlerine yer verilmiştir.
"Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri" CMK'nın 311. maddesinde;
"(1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:
a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.
b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.
c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise.
d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.
e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.
f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya ceza hükmü aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.
(2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 4.2.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 4.2.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır." şeklinde sayılmıştır.
Yargılamanın yenilenmesi istemi, kanunda belirlenen şekilde yapılmamış veya yargılamanın yenilenmesini gerektirecek yasal hiçbir neden gösterilmemiş veya bunu doğrulayacak deliller açıklanmamış ise bu istem kabule değer görülmeyerek reddedilecektir. Aksi hâlde yargılanmanın yenilenmesi istemi, bir diyeceği varsa yedi gün içinde bildirilmek üzere Cumhuriyet savcısı ve ilgili tarafa tebliğ olunacak, deliller toplanacak, delillerin toplanması bittikten sonra Cumhuriyet savcısı ve hakkında hüküm kurulmuş olan kişiden yedi günlük süre içinde görüş ve düşüncelerini bildirmeleri istenecektir. Kanun'un 321. maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi isteminde ileri sürülen iddiaların yeterince doğrulanmadığı veya 311. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 314. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yazılı hâllerde işin durumuna göre bunların önce verilmiş olan hükme hiçbir etkisinin olmadığının anlaşılması hâlinde, yenileme istemi esassız olması nedeniyle duruşma yapılmaksızın reddedilecektir. Aksi hâlde mahkemece yargılamanın yenilenmesine ve duruşma açılmasına karar verilecektir. Yeniden yapılacak duruşma sonucunda mahkeme, önceki hükmü onaylayacak veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden hüküm verecek, yargılamanın yenilenmesi işlemi hükümlünün lehine olarak yapılmışsa, yeniden verilecek hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır bir cezayı içeremeyecektir. Öte yandan Kanun'un 315. maddesine göre; Kanun'un aynı maddesinde yer almış sınır içinde olmak üzere cezanın değiştirilmesi amacıyla yargılamanın yenilenmesi kabul edilemeyeceği gibi hatanın giderilebilmesini sağlayacak başka bir yol varsa, yargılamanın yenilenmesi yoluna da gidilemeyecektir.
Yargılamanın yenilenmesinde, kanun yollarına başvuru bakımından genel kurallar uygulanacaktır. Yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule değer olduğuna veya olmadığına ilişkin kararlar ile ikinci aşamada deliller toplandıktan sonra duruşma açılmaksızın verilen yenileme talebinin kabulü veya esassız olması nedeniyle reddi kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilecek, yargılamanın yenilenmesi istemi üzerine 5271 sayılı CMK'nın 323. maddesi uyarınca yeniden duruşma açılarak verilecek hükümlere karşı ise 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 305. maddesi uyarınca temyiz kanun yoluna başvurulabilecektir.
Diğer taraftan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un "Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama" başlıklı 98/1. maddesinde, "Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir." hükmüne yer verilip aynı Kanunun 101. maddesinde ise cezanın infazı sırasında, 98 ilâ 100 üncü maddeler gereğince mahkemeden alınması gereken kararların duruşma yapılmaksızın verileceği ve bu kararların itiraza tabi olacağı belirtilmiştir. 5275 sayılı Kanun'un 98/1. maddesinin uygulanma koşulları ise madde gerekçesinde; "Madde ile infazı söz konusu olabilen yani kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararının yorumunda, içeriğinin belirlenmesinde veya çektirilecek cezanın hesabında tereddüt edilirse yahut hükümlünün adının yanlış yazılması gibi bir nedenle cezanın infaz olunmayacağı ileri sürülürse veya sonradan yürürlüğe giren kanun lehe ise yerine getirilecek cezanın belirlenmesi veya tereddütün giderilmesi için, bir karar alınmak üzere yargılama makamına başvurulması hususları düzenlenmiştir." şeklinde açıklanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından mahkûmiyetine ve adli sicil kaydındaki 6136 sayılı Kanun’un 13. maddesinin ilk fıkrasına aykırılık suçundan Salihli 2. Asliye Ceza Mahkemesince 10.07.2008 tarih ve 462-359 sayı ile verilen hüküm uyarınca hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına dair Yerel Mahkeme kararının sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine hükümlerin Özel Dairece onandığı, karar infaz aşamasında iken tekerrüre esas alınan hüküm aleyhine usulüne uygun olarak kesinleşmediği gerekçesiyle temyiz yoluna başvurulması üzerine bu hükmün sanığın adli sicil kaydından çıkarıldığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca adli sicil kaydından çıkarılan hüküm yerine sanık hakkında cezaevinden firar suçundan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Foça Asliye Ceza Mahkemesince 11.11.2005 tarih ve 351-315 sayı ile verilen mahkûmiyet hükmünün tekerrüre esas alınması gerektiğinden bahisle itiraz yoluna başvurulduğu, diğer taraftan itirazdan sonra Yargıtay 8. Ceza Dairesince 06.02.2017 tarih ve 9081-939 sayı ile Salihli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin tekerrüre esas alınan anılan mahkûmiyet hükmü aleyhine sanık tarafından yapılan temyiz başvurusunun süresinde olmaması nedeniyle reddine karar verildiği ve UYAP sisteminden alınan güncel adli sicil kaydı ile kesinleşme şerhlerine göre Yerel Mahkemece tekerrüre esas alınan hükmün 13.01.2009 tarihinde kesinleşmiş olduğunun anlaşıldığı dosya kapsamında;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Yargıtay Ceza Dairelerinin kararlarına karşı itiraz yetkisinin, olağanüstü bir kanun yolu olarak hükümdeki hukuka aykırılıkların başka bir şekilde çözümlenme imkanının bulunmadığı hâllerde söz konusu olması,
Yine olağanüstü bir kanun yolu olarak yargılamanın yenilenmesi için kanunda sayılan nedenlerden birisinin gerçekleşmesinin ve hatanın giderilebilmesini sağlayacak başka bir yol olmamasının gerekmesi,
Sanık hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin Özel Dairece onanması suretiyle kesinleşmesinden sonra, tekerrüre esas alınan mahkûmiyet hükmünün sanığın adli sicil kaydından çıkarılmış olmasının infaz aşamasında ortaya çıkan ve dosya kapsamı itibarıyla yalnızca çektirilecek cezanın hesabında tereddüte neden olabilecek bir sorun olması karşısında; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 98. maddesi uyarınca her zaman mahkemesince bu hususta karar verilmesinin mümkün olduğu, sırf bu nedene dayalı olarak olağanüstü bir kanun yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin bulunmadığı gibi bu soruna karşı yargılamanın yenilenmesi şartlarının da gerçekleşmediği anlaşıldığından, uyuşmazlığın Yerel Mahkemece, sanığın güncel adli sicil kaydı da göz önüne alınıp anılan Kanun'un 98. maddesi uyarınca irdelenerek bir karara bağlanması ve sonucuna göre kanun yolları tüketilerek çözümlenmesinin gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Uyuşmazlığın yargılamanın yenilenmesi yoluyla çözümlenmesi mümkün olup değişik gerekçeyle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği", üç Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; "Uyuşmazlıkla ilgili Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yoluna başvurma yetkisinin bulunduğu" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 16.01.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.”

  Avukat   -   Makaleler
0 0
0 yanıt   -  

Avukatlara soru sormak için