0

Mahmut Catın ve Saadet Aksoy Başvurusu (Başvuru Numarası: 2015/324)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MAHMUT CATIN VE SAADET AKSOY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/324)
Karar Tarihi: 30/6/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan : Kadir ÖZKAYA
Üyeler : Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Raportör : Denizhan HOROZGİL
Başvurucular : 1. Mahmut CATIN
: 2. Saadet AKSOY
Başvurucular Vekili : Av. Gülşen ÖZBEK

I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; başvurucuların yargılama sırasında telefon görüşmelerine ilişkin kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın mahkûm edilmeleri nedeniyle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin, özel yetkili mahkemelerce yargılama yapılması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma haklarının, bazı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılmalarının terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetlerinde değerlendirilmesi nedeniyle de toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 6/1/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu Mahmut Catın 1987 doğumlu olup olayların meydana geldiği tarihte Şanlıurfa'da, başvurucu Saadet Aksoy ise 1984 doğumlu olup aynı tarihlerde İstanbul'da ikamet etmektedir.
7. Başvurucular hakkında PKK/KCK terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma başlatılmış ve aynı suçtan cezalandırılmaları istemiyle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca (CMK 250. madde ile görevli) 7/1/2011 tarihinde iddianame düzenlenmiştir.
8. Yargılamayı yürüten Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli-Mahkeme) 27/2/2013 tarihinde başvurucuların terör örgütüne üye olma suçundan her birinin ayrı ayrı 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla mahkûmiyetlerine karar vermiştir.
9. Mahkeme, gerekçeli kararına iddianame ve Cumhuriyet savcısının esas hakkında mütalaasını özetleyerek başlamış; daha sonra kesinleşmiş yargı kararlarına göre PKK terör örgütüne bağlı bir örgüt olan KCK'nın yapısını, işleyişini uzun ve ayrıntılı biçimde açıklamıştır. Bu kapsamda Mahkeme; KCK'nın yürütme konseyinin alan merkezleri ve koordinasyon esasına göre örgütlendiğini, bunların "İdeolojik Alan, Siyasal Alan, Sosyal Alan, Ekonomik Alan, Halk Savunma Alan Merkezleri, Kürdistan’ın dört parçası ve yurtdışı sahalarına göre kurulmuş koordinasyonlar ile kadın ve gençlik koordinasyonları" olduğunu belirtmiştir.
10. Mahkeme, gerekçeli kararında başvurucu Mahmut Catın hakkında şu tespitlerde bulunmuştur:
i. Başvurucu, KCK'nın Şanlıurfa şehir yürütmesinde ideolojik alan-kültür komitesinde görevli olup PKK terör örgütüyle ilişkili tüm etkinlikleri koordine etmektedir. PKK terör örgütü liderinin yakalanışının yıl dönümü nedeniyle yapılacak eyleme ve etkinliklere ilişkin olarak M.S. ile birlikte Süleymaniye bölgesinde dağıtılan bildirilerle ilgili yaptığı bir telefon görüşmesinde yirmi kadar bildirinin partiye getirilmesini istemiş, bu bildirilerin özellikle tanıdık evlere ve ayrıca tanıdık şehit ailelerine verilmesi gerektiği talimatı vermiştir.
ii. Başvurucu, PKK'nın kırsal alanına gitmek için Adana'dan Şanlıurfa'ya geldiği tespit edilen H. adlı bir kişiyi Mezopotomya Kültür Merkezinde (MKM) birkaç gün ağırlamıştır.
iii. Başvurucu, yaptığı bir telefon görüşmesinde nevruz etkinliklerinin PKK terör örgütünün propagandasının yapıldığı bir platform olmaktan çıkarılarak belediyenin kontrolünde yapılmasından rahatsızlık duyduğunu belirtmiştir. Aynı görüşmede bunun engellenmesi için taşlama, mahalle sakinlerini etkinliğe gitmemeleri konusunda tehdit etme gibi yollara başvurulması ve bu durumun anlatılması için okul ziyaretleri yapılması gerektiğini de dile getirmiştir. Başvurucu tüm bunların "büyük arkadaşlar" denilen KCK Şanlıurfa yapılanmasındaki kişilerle gerçekleştirilen toplantıda alınan karar doğrultusunda yapılacağını ve son aşamada mecbur kalınması hâlinde ise "edi bese (artık yeter)" eylemleri yapmayı planladıklarını belirtmiştir.
iv. Başvurucu, PKK terör örgütü liderinin doğum gününde yapılacak kutlamayla ilgili bir telefon görüşmesi yapmıştır.
v. Başvurucu, yaptığı bir telefon görüşmesinde MKM'de alınan ideolojik eğitimin yaygınlaştırılması ile ilgili olarak bazı değerlendirmeler yapmıştır.
vi. Başvurucunun yaptığı bir telefon görüşmesinde, belediyenin de MKM'ye bağlı olduğu ve MKM ne derse belediyenin de onu yaptığı ifade edilmiştir. Bu görüşme MKM'nin KCK terör örgütü yapılanmasındaki üst konumunu ortaya koymaktadır.
vii. Başvurucu, geliri ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu veya hükümlü terör örgütü mensuplarına verilmek üzere düzenlenen tiyatro organizasyonunda yer almış ve bu organizasyona katılım sağlanması için faaliyet yürütmüştür.
viii. Başvurucuyu arayan C.Y., terör örgütünün kırsal alanına gitmek istediğini söylemiş ve bunun için G.yi aramasını şifreli bir şekilde başvurucudan istemiştir. Başvurucu ise C.Y.nin bu talebini o an için kabul etmemiş ve daha sonra onu kendisinin götüreceğini söylemiştir.
ix. Başvurucu, görüşme tarihi itibarıyla belediye başkan vekili olan M.Ö.yü arayarak belediye çalışanı olan C.Y.nin bir yere gitmesi gerektiğini amirane bir tonla söylemiştir. Söz konusu durum KCK yapılanmasının belediyelerden daha üst bir konumda olduğunu, KCK üyelerinin belediyelere gerektiğinde emir ve talimat verdikleri gerçeğini ortaya koymaktadır.
x. PKK/KCK terör örgütü 12/9/2010 tarihli referandumun boykot edilmesine karar vermiştir. Başvurucu da bu karara halk tarafından uyulup uyulmadığını ve vatandaşların oy kullanıp kullanmadıklarını kontrol etmekte, duruma göre sorunlu sandıklara gidip örgütsel tavır sergilemektedir.
xi. Başvurucunun yaptığı bir telefon görüşmesinden E.K.nin terör örgütünün kırsal alanına gitmesinde ona yardımcı olduğu ve bunun açığa çıkmasından endişe ettiği sonucuna ulaşılmıştır.
xii. PKK terör örgütüne yakın yayın çizgisi olan Azadiya Welat gazetesinin Şanlıurfa temsilciliği çalışanlarının organizasyonunda 4/2/2010 tarihinde bir basın açıklaması düzenlenmiştir. PKK terör örgütü liderinin fotoğraflarının da kullanıldığı basın açıklamasını organize eden kişiler arasında başvurucu da bulunmaktadır. Başvurucu, basın toplantısı sırasında terör örgütünün öldürülen bazı üye ve yöneticilerinin isim ve fotoğraflarının olduğu pankartı elinde tutmuştur.
xiii. 5/3/2010 tarihinde Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Suruç ilçe teşkilatı 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün kutlanması amacıyla bir etkinlik düzenlemiştir. Söz konusu etkinlikte PKK terör örgütü liderinin kardeşi de konuşma yapmış, konuşmasında terör örgütünün lideri ile ceza infaz kurumunda görüştüğünü ve onun "bütün ölen gerillalara ve dağdaki özgürlük mücadelesi verenlere selamları” olduğunu söylemiştir. Etkinlik süresince grup içinde bazı kişiler tarafından “biji serok apo, öcalansız dünyayı başınıza yıkarız, suruç ovası apocular yuvası, gençlik aponun fedaisidir, kadınlar aponun fedaisidir, şehit namırın (şehitler ölmez)” şeklinde PKK terör örgütünü ve liderini övücü sloganlar atılmıştır. Başvurucu da il merkezinden gelerek söz konusu etkinliği organize etmiş ve bu etkinliğe katılmıştır. Ayrıca başvurucu yasa dışı slogan atan grubun içinde yer almış ve onlarla birlikte hareket etmiştir.
xiv. 20/3/2010 tarihinde yaklaşık 18 bin kişinin katıldığı bir nevruz etkinliği düzenlenmiştir. Söz konusu etkinlikte bazı BDP milletvekillerinin yanı sıra PKK terör örgütünün Kandil ve Mahmur kamplarından gelerek teslim olan bir PKK terör örgütü üyesi de konuşma yapmıştır. Etkinlik sırasında grup içinde bulunan bazı kişiler tarafından “biji serok apo (yaşasın başkan apo), şehit namırın (şehitler ölmez)” şeklinde yasa dışı sloganlar atılmış; terör örgütü liderinin ve terör örgütünün öldürülen bazı üyelerinin fotoğraflarının yer aldığı pankartlar ile terör örgütünü simgeleyen bayraklar açılmıştır. Başvurucu da söz konusu etkinliği organize etmiş, yasa dışı slogan atan gruba müdahale etmemiş ve etkinlik sırasında program akışına müdahale ederek programı yönlendirmiştir.
xv. Terör örgütünün öldürülen bir üyesinin 26/6/2010 tarihinde düzenlenen cenaze töreninde ve sonrasında toplanan grup tarafından “biji serok apo, şehitler bizim onurumuzdur, intikam intikam, şehit namırın, PKK halktır halk burada, kürdistan faşizme mezar olacak, katil TC kürdistandan defol, barışın elçisi imralıdadır, katil erdoğan, vur gerilla vur kürdistanı kur, disa disa serhildan serokemo öcalan” şeklinde yasa dışı sloganlar atılmış ve benzer ibareler içeren pankartlar asılmıştır. Başvurucu da söz konusu cenaze törenine katılmış, slogan atan grubun içinde yer alarak grupla bütünleşmiştir.
xvi. Sanığın ev ve üst aramasında PKK terör örgütü liderinin değişik fotoğrafları, örgütsel eylemlere ilişkin görüntüler, örgütü temsil eden renkleri içeren bez parçalarının bulunduğu görüntüler ve örgüt propagandası içeren şarkılar ele geçirilmiştir.
xvii. Tüm bu deliller kapsamında Mahkemece:
"Sanık Mahmut Catın'ın, KCK terör örgütünün Şanlıurfa yapılanmasının kültür komitesinde etkin olarak görev alıp örgütsel faaliyet yürüttüğü, özellikle öğrenci gençliğine yönelik olarak onları PKK terör örgütüne kanalize etmek için kültür faaliyetleri adı altında birçok etkinlik yürüttüğü, bu amaçla KCK üyesi olan bir kısım diğer sanıklarla irtibatlı olarak birçok yasadışı örgütsel faaliyet yürüttüğü... Tüm bu telefon görüşmeleri, düzenlenen eylem ve etkinliklerin içeriği, yoğunluğu ve sürekliliği bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun terör örgütü üyesi olduğu kabul edilmiştir."
11. Mahkeme, gerekçeli kararında başvurucu Saadet Aksoy hakkında şu tespitlerde bulunmuştur:
i. Başvurucu, yaptığı bir telefon görüşmesi kapsamında "Barış Grubu" adı altında Türkiye'ye giriş yapan PKK terör örgütü üyeleriyle ve bu gruptan E.U. ile irtibatlıdır.
ii. Başvurucu, KCK içinde sosyal alan merkezine bağlı Demokratik Özgür Kadın Hareketinde (DÖKH) kadın örgütlenmelerinden sorumlu olarak faaliyet göstermektedir. Başvurucunun bu görevine ilişkin bazı telefon görüşmeleri yaptığı kabul edilmiştir.
iii. Başvurucunun yaptığı bir telefon görüşmesinde "Urfa ve Adıyaman'ın tüm belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, ilçe yürütmeleri, kadın gençlik temsiliyeti" ile bir toplantı yapılacağı konuşulmuştur. Bu görüşmede DÖKH örgütlenmelerinden sorumlu olan başvurucudan örgütün kadın boyutuyla ilgilenmesi ve toplantıya kadın katılımını sağlaması istenmiştir.
iv. Başvurucu, bir telefon görüşmesinde terör örgütü için yapılacak çalışmalar dolayısıyla il dışından getirilen ve kimliği tespit edilemeyen bir bayanın hizmet için mi yoksa başka bir amaç için mi getirildiği hakkında duyduğu şüpheyi dile getirmiştir.
v. KCK terör örgütü içerisinde faaliyet yürüten örgüt üyelerine kadro adı verilmekte olup bu kadroların KCK yapılanması bünyesinde il ve ilçelere atamaları yapılmaktadır. Başvurucunun yaptığı bir telefon görüşmesinde ataması yapılan bir örgüt üyesine ilişkin konuştuğu tespit edilmiştir.
vi. DÖKH sorumlusu olan başvurucu, kadın örgütlenmelerini sağlamak amacıyla görevlendirmeler yapmış ve bununla ilgili olarak A.F. ile telefonda çeşitli değerlendirmeler yapmıştır.
vii. Başvurucu, KCK yapılanması içinde hazırlığı yapılan bir yönetmelik hakkında telefon görüşmesi yapmıştır.
viii. DÖKH sorumlusu olan başvurucu, örgütsel eğitim amaçlı düzenlediği toplantı ve kurslara gidecek iki kişi ile ilgili bir telefon görüşmesi yapmıştır.
ix. Başvurucu, KCK terör örgütünün Şanlıurfa yapılanmasında kurulacak yürütmelere ve bunun içinde oluşturulacak kadın ve gençlik meclislerine dair telefon görüşmesi yapmıştır.
x. Başvurucunun S. ile yaptığı telefon görüşmesinde, S.nin başvurucuya ulaştırılmak ve KCK terör örgütünün kadın faaliyetlerinde gider olarak kullanılmak üzere bir miktar parayı G.ye verdiği ancak bu paranın henüz daha sanığa ulaşmadığı konuşulmuştur.
xi. Başvurucu, KCK terör örgütü bünyesinde Şanlıurfa'da faaliyet göstermekteyken başka bir yere görevlendirilmiş; bu gelişmeyle ilgili bir telefon görüşmesi yapmıştır.
xii. 5/3/2010 tarihinde BDP Suruç ilçe teşkilatı 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün kutlanması amacıyla bir etkinlik düzenlemişir. Söz konusu etkinlikte PKK terör örgütü liderinin kardeşi de konuşma yapmış, konuşmasında terör örgütünün lideri ile ceza infaz kurumunda görüştüğünü ve onun "bütün ölen gerillalara ve dağdaki özgürlük mücadelesi verenlere selamları” olduğunu söylemiştir. Etkinlik süresince grup içinde bazı kişiler tarafından “biji serok apo, öcalansız dünyayı başınıza yıkarız, suruç ovası apocular yuvası, gençlik aponun fedaisidir, kadınlar aponun fedaisidir, şehit namırın (şehitler ölmez)” şeklinde PKK terör örgütünü ve liderini övücü sloganlar atılmıştır. Başvurucu da söz konusu etkinliğe katılmış, etkinliğe katılanlarla slogan atanları yönlendirmiş ve zaman zaman etkinliğin program akışına müdahale etmiştir.
xiii. 20/3/2010 tarihinde yaklaşık 18 bin kişinin katıldığı bir nevruz etkinliği düzenlenmiştir. Söz konusu etkinlikte bazı BDP milletvekillerinin yanı sıra PKK terör örgütünün Kandil ve Mahmur kamplarından gelerek teslim olan bir PKK terör örgütü üyesi de konuşma yapmıştır. Etkinlik sırasında grup içinde bulunan bazı kişiler tarafından “biji serok apo (yaşasın başkan apo), şehit namırın (şehitler ölmez)” şeklinde yasa dışı sloganlar atılmış; terör örgütü liderinin ve terör örgütünün öldürülen bazı üyelerinin fotoğraflarının yer aldığı pankartlar ile terör örgütünü simgeleyen bayraklar açılmıştır. Söz konusu etkinliği düzenleyen ve katılanlardan biri olan başvurucu, yasa dışı slogan atan gruba müdahale etmemiş; etkinlik sırasında program akışına müdahale ederek programı yönlendirmiştir.
xiv. Tüm bu deliller kapsamında Mahkemece:
"Sanık Saadet Aksoy'un, Şanlıurfa ili KCK yapılanması içerisinde sosyal alan merkezine bağlı olarak örgütsel faliyet yürüten Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) adı altında kadın kollarında sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğü, tüm eylem ve etkinliklerde aktif rol üstlendiği, kadın hareketi adı altında il merkezi ve ilçelerdeki kadınları örgütlediği..., eylemlerinin niteliği, çeşitliliği, yoğunluğu, meydana gelen sonuçlar itibariyle atılı yasadışı PKK terör örgütünün üyesi olmak suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir."
12. Hükmün temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22/10/2014 tarihli kararı ile mahkûmiyet hükmü onanmıştır.
13. Başvurucular, Yargıtay ilamından 17/12/2014 tarihinde haberdar olduklarını belirtmiştir.
14. Başvurucular 6/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
15. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Metin Birdal [(GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 28-39.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
16. Mahkemenin 30/6/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucuların İddiaları
17. Başvurucular bu başlık altında iki şikâyette bulunmuşlardır. Başvurucular ilk olarak bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartışmalı olan özel yetkili mahkemelerce yargılanmalarının Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bundan başka başvurucular; hükme esas alınan telefon görüşmelerinin kendilerine ait olmadığını iddia etmelerine rağmen söz konusu kayıtlar üzerinde ses analizi veya bilirkişi incelemesi yaptırılmadan mahkûmiyet kararı verilmesinin Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
18. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3), 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda, kamu gücünün neden olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Sabah Yıldızı Radyo ve Televizyon Yayın İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi [GK], B. No: 2014/12727, 25/5/2017, § 19; Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20; Ünal Yiğit, B. No: 2013/1075, 30/6/2014, §§ 18, 19).
19. Somut olayda başvuruya konu yargılamayı yapan mahkemenin bağımsızlığını ve tarafsızlığını ihlal eden hususlara ya da kendisine isnat edilen ve derece mahkemesince sabit görülen fiilleri, bu fiillere dayanılarak yapılan işlemlerin sıhhatini etkilediğine ilişkin somut ve hukuken kabul edilebilir herhangi bir açıklama başvurucular tarafından yapılmamıştır. Bundan başka başvurucular başvuru formunda mahkûmiyet hükmünde değerlendirmeye alınan telefon kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını ileri sürmüş ancak Mahkemeden bu konuda talepte bulunup bulunmadıkları, talepte bulunmuşlar ise yargılamanın hangi aşamasında ve ne şekilde bulundukları, bu taleplerinin Mahkemece ne zaman ve hangi gerekçeyle reddedildiği, bunun bir bütün olarak yargılamanın adilliğini ne şekilde etkilediği hususlarında bir açıklamada bulunmamışlar; tüm bunlara ilişkin somut bilgi, belge ve kanıtları sunmamışlardır. Bu kapsamda başvurucular başvuruya konu ihlal iddialarıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını kanıtlamak ve bu suretle hukuki iddialarını ortaya koymak yükümlülüğünü yerine getirememişlerdir.
20. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların bu kapsamda kalan iddialarının temellendirilmemiş olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucuların İddiaları
21. Başvurucular; bazı basın açıklamaları ve etkinliklere katılmış olmalarının mahkûmiyetlerinde delil olarak kullanıldığını, Anayasa'da güvence altına alınan hakların kullanılması niteliğinde olan bu eylemlerinin terör örgütüne üye olma suçunun delili olarak değerlendirilmesinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki nitelendirmesini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular esas itibarıyla bazı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılmaları nedeniyle cezalandırılmalarından şikâyet etmiştir. Bu kapsamda başvurucuların ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğine yönelik iddiaları toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bağlamında incelenecektir (Metin Birdal, § 44; Ferhat Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 30).
23. Katıldıkları veya organize ettikleri toplantıların ya da etkinliklerin terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararlarının delili olarak kullanılması başvurucuların toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakları üzerinde caydırıcı etki doğurabilir. Dolayısıyla başvurucuların Anayasa'nın 34. maddesinde koruma altına alınan hakkına müdahalede bulunulduğu kabul edilmelidir (Metin Birdal, § 48).
24. Başvuru konusu müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı ve Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması meşru amaçları kapsamında kaldığı anlaşılmıştır (Metin Birdal, §§ 52, 53). Bu nedenle başvuru konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı değerlendirilecektir.
a. Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması
25. Temel hak ve özgürlüklerin koruması altında bulunan bir eylemin terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet kararında delil olarak kullanılması suretiyle temel hak ve özgürlüklere yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerekir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (zorunlu toplumsal ihtiyaç testine ilişkin açıklamalar için bkz. Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 51, 53-55, 57; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 68; Ferhat Üstündağ, §§ 45, 46; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51).
b. Somut Olayın Değerlendirilmesi
26. Terör örgütüne üye olma suçu, üye ve hatta örgüt henüz bir suç işlememiş olsa dahi örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran ve bu yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini engelleme amacı taşıyan bir suç türüdür (Metin Birdal, §§ 60, 61).
27. Bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucu hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma suçunun sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (Metin Birdal, § 47; ayrıca bkz. Yılmaz Çelik [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45; krş. Ferhat Üstündağ, § 65). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceği meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanının dışındadır (Türk ceza muhakemesi hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz. Metin Birdal, §§ 67-71).
28. Bir kişinin henüz başka bir suç işlemeden yalnızca terör örgütüne üye olması nedeniyle cezalandırılabilmesi için yargılama makamlarının o kişinin terör örgütüyle olan bağlarını ortaya koyması gerekir. Henüz ceza kanunlarında tanımlanan bir suçu işlememiş olsa bile bir terör örgütü ile örgüt üyeliği olarak kabul edilecek kuvvette bir bağın varlığının araştırılması bireylerin sahip olduğu fikirlerin, bağlı oldukları toplumsal grupların ve ideolojilerinin, davranışlarının anlamlarının ve bunların altında yatan saiklerin de değerlendirilmesini gerektirebilir. Böyle bir değerlendirmenin örgütlere üye olma, toplantılara katılma veya düşünce açıklamaları yapma gibi kişilerin anayasal haklar kapsamında koruma altında bulunan eylemlerini de kapsadığı durumlarda başta ifade, örgütlenme, din ve vicdan özgürlükleri ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı olmak üzere temel haklar üzerinde ciddi bir baskı oluşturabilecek potansiyele sahip olduğu açıktır (Metin Birdal, §§ 63, 64).
29. Kişilerin anayasal hak ve özgürlükler kapsamında kalan faaliyetlerinin terör örgütü üyesi olma suçundan verilen mahkûmiyet kararlarının delili olarak kullanılmasının temel haklar üzerinde yaratacağı caydırıcı etki nedeniyle -devletin toplumu terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı korumak şeklindeki pozitif yükümlülüğünün bir sonucu olarak- insanların terörsüz bir ortamda yaşama hakkı ile bu süreçte bireylerin potansiyel olarak etkilenebilecek temel hakları arasında adil bir denge kurulmalıdır (Metin Birdal, § 65).
30. Söz konusu dengenin sağlandığının kabul edilebilmesi için derece mahkemelerinin kişilerin anayasal hak ve özgürlükler kapsamında kalan faaliyetlerini terör örgütü üyesi olma suçundan verilen mahkûmiyet kararlarında delil olarak kullanmalarının zorunlu bir ihtiyacı karşıladığını göstermeleri gerekir. Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaki denetimi temel haklara bu şekilde yapılan müdahalenin zorunlu bir ihtiyacı karşıladığının ilgili ve yeterli bir gerekçe ile gösterilip gösterilemediği ile sınırlı olacaktır (Metin Birdal, § 72).
31. Dolayısıyla incelenen başvuruda başvurucuların toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarına yapılan müdahalelerin gerçekten toplumsal bir ihtiyaca karşılık gelip gelmediği sorusuna cevap bulunacaktır.
32. Başvuru konusu olayda ilk derece mahkemesi süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösterdiği kabul edilen eylem ve davranışlarıyla şiddeti ve demokratik olmayan yöntemleri benimseyen başvurucuların PKK terör örgütünün üyesi oldukları kanaatine ulaşmıştır.
33. Başvurucular tarafından sunulan bilgi ve belgeler ile derece mahkemelerince başvurucuların mahkûm edilmesi için benimsenen gerekçeler yukarıda yer verilen ilkeler uyarınca bir bütün olarak ve dikkatle incelenmiş, somut olayın koşullarında ilk derece mahkemesinin başvurucuları suç oluşturmadığı ve anayasal hakların kullanımından ibaret olduğu ileri sürülen eylemleri nedeniyle mahkûm ettiği kabul edilmemiştir. İlk derece mahkemesi; diğer bazı deliller yanında PKK'yı, terör örgütü mensuplarını veya terör eylemlerini yücelten bazı etkinliklere katılmış olmalarını başvurucuların örgüt üyeliğini açıklayan ve eylemlerinin çeşitliliğini, sürekliliğini ve yoğunluğunu gösteren deliller olarak kullanmıştır (krş. Metin Birdal, § 76).
34. Nitekim ilk derece mahkemesi mahkûmiyet kararında, şikâyete konu etkinlikler dışında başvurucuların KCK terör örgütü içindeki konumlarını gösteren çok sayıda telefon görüşmesine, söz konusu görüşme içerikleri kapsamında terör örgütünün gerek dağ kadrosunda gerekse şehir yapılanmasında yer alan örgüt üyeleri ile olan irtibatlarına da dayanmıştır. Ayrıca bazı telefon görüşmelerindeki şiddet tehlikesini de açıkça ortaya koyan ilk derece mahkemesi (bkz. § 10-iii), KCK yapılanması içinde oldukları kabul edilen başvurucuların resmî olmayan bazı görevlerini ve bunların işleyişini, yapılan aramalarda ele geçirilen örgütsel dokümanları ve düzenlenen etkinliklerde atılan sloganları da değerlendirmiştir (bkz. §§ 10, 11). Bu kapsamda Mahkeme, başvurucuların bazı toplantı ve gösterileri organize etme veya katılma biçimindeki eylemlerinin PKK terör örgütünün hiyerarşik yapılanmasına kendi istekleriyle ve bilerek dâhil olduklarına dair bilgileri doğrular ve tamamlar nitelikte olduğunu ikna edici biçimde ortaya koymuştur. Bu bağlamda ilk derece mahkemesi, başvurucuların şikâyetine konu eylemlerinin mahkûmiyet hükmünde delil olarak kullanılmasının bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ilgili ve yeterli bir gerekçe ile göstermiştir.
35. Sonuç olarak başvurucuların toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarına yapılan müdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı bir müdahale olarak değerlendirilemez.
36. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
37. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal edildiğine dair başvurusunun bir ihlal bulunmadığı açık olduğundan açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezliğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA 30/6/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

  Avukat   -   AYM Kararları
0 0
0 yanıt   -  

Avukatlara soru sormak için