0

Temyiz Dilekçesinin Tebliği ve Cevabı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Görevi, Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 297:

Temyiz Dilekçesinin Tebliği ve Cevabı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Görevi, Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 297:
Ceza Muhakemesi Kanunun 296 ncı maddeye göre hükmü veren bölge adliye mahkemesince reddedilmeyen temyiz istemine ilişkin dilekçesinin bir örneği karşı tarafa tebliğ olunur. Karşı taraf, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde yazılı olarak cevabını verebilir. Cevap verildikten veya bunun için belirli süre bittikten sonra dava dosyası, bölge adliye mahkemesi tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname, hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi hâlinde sanık veya müdafii ile katılan veya vekillerine ilgili dairesince tebliğ olunur. İlgili taraf tebliğden itibaren bir hafta içinde yazılı olarak cevap verebilir. Üçüncü fıkra uyarınca yapılacak tebligatlar, ilgililerin dava dosyasından belirlenen son adreslerine yapılmasıyla geçerli olur. Ceza Muhakemesi Kanunun 262 ve 263 üncü madde hükümleri saklıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2011/324 E. , 2011/298 K.
“…
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Günü : 07.03.2007
Sayısı : 301–107


Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık ...’ün 765 sayılı TCY’nın 342/1, 80 ve 31. maddeleri uyarınca 4 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 3 yıl süreyle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına ilişkin, Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.03.2007 gün ve 301–107 sayılı hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 14.04.2010 gün ve 17170–4663 sayı ile onanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.09.2011 gün ve 255125 sayı ile;
“... Sanık savunmanı Avukat....., 08.03.2011 tarihli dilekçesi ile; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.07.2009 tarih ve 151091 sayılı tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediğini, tebligat parçasında tebellüğ eden olarak adı geçen......’ın kendi çalışanı olmadığını, komşusu Avukat.....’ın bürosunda zaman zaman temizlik yaptığını ileri sürerek, iddiasını kanıtlamak amacıyla belgeler ibraz etmiş ve savunma hakkını kısıtlandığını savunmuştur.
Mahkeme aracılığıyla yaptırılan araştırmada......’ın zaman zaman temizlik yaptığı, Avukat.....’ın bürosunun sanık savunmanının bürosu ile bitişik olduğu,......’ın, Avukat.....’nın yanında çalışmadığı, ancak aynı yerde bulunan avukatların tebligatlarını zaman zaman usulsüz olarak aldığı anlaşılmıştır. Bu durum karşısında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının mahkûmiyet hükmünün onanması istemli tebliğnamesinin tebliğine ilişkin 16.10.2009 tarihli tebligatın usulüne uygun yapılmadığı açıktır. Sanık ve savunmanının temyiz incelenmesinden önce söz konusu tebliğnameyi başka bir yolla haricen öğrendiğine ilişkin bir bilgi de dosyada mevcut değildir.
Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarında açıklandığı üzere; ‘hükmü temyiz etmeleri halinde veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi halinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin, sanık veya müdafii ile katılan veya vekiline tebliğ olunacağı 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan 1412 sayılı CYUY’nın 316. maddesine 21.03.2003 gün ve 4778 sayılı Yasanın 2. maddesi ile eklenip, 19.03.2003 gün ve 4829 sayılı Yasanın 20. maddesiyle değiştirilen 3. fıkrasında düzenlenmiştir. Adil yargılanma hakkı ve savunma hakkı ile ilgili olan bu hüküm buyurucu nitelikte olup, uyulması zorunludur. Anılan düzenleme, Anayasanın 90. maddesi uyarınca bir iç hukuk normu haline gelen AİHS’nin 6. maddesi ile de ilgilidir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 09.11.2000 gün ve 36590–97 sayılı Göç/Türkiye kararında da bu husus vurgulanmış, bu karar üzerine, 2003 yılında mevzuatımızda yukarıda bahsedilen düzenleme yapılmış, 5271 sayılı CYY’nın 297. maddesinde aynı hükme yer verilmiştir’.
Somut olayda da sanık savunmanı tarafından temyiz edilen hükmün, sanık savunmanının Cumhuriyet Başsavcılığı görüşünden haberdar edilmeden incelenmesinin savunma hakkını kısıtlayacağı, bunun da mutlak kanuna muhalefet hallerinden olduğu kuşkusuzdur” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve tebliğnamenin tebliğinden sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Sanığın resmi belgede sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ve sanık aleyhine olacak şekilde onama istemli olan tebliğnamenin, sanık müdafiine usulüne uygun olarak tebliğ edilip edilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Sanık hakkında, incelemeye konu olmayan sanıklarla birlikte bankadan döviz kredisi almak amacıyla sahte belge düzenlemek biçimindeki eylemi nedeniyle zincirleme şekilde nitelikli dolandırıcılık suçundan asliye ceza mahkemesine kamu davası açıldığı,
Asliye ceza mahkemesince de sanıkların eylemlerinin resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarını oluşturduğundan bahisle görevsizlik kararı verilerek dosyanın ağır ceza mahkemesine gönderildiği,
Ağır ceza mahkemesinde yapılan yargılama aşamasında, sanığın duruşmalarda kendisinin seçtiği, istifa ettiğine ya da sanık tarafından azledildiğine ilişkin dosya içerisinde herhangi bir bilgi veya belge bulunmayan Avukat..... tarafından temsil edildiği,
Yerel mahkemece sanığın eyleminin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu kabul edilerek, anılan suçtan cezalandırılmasına karar verildiği ve 07.03.2007 tarihli yerel mahkeme hükmünün, yasal süresi içinde sanık müdafii Avukat..... tarafından temyiz edildiği,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 15.07.2009 günlü tebliğname ile dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Özel Daireye gönderildiği,
Hüküm tarihinden sonra sanığın, Avukat.....’nın yanında, 28.10.2009 tarihli vekâletname ile Avukat .....’ı ve 09.12.2009 tarihli vekâletname ile de Avukat......’yi müdafi olarak görevlendirdiği,
Avukat .....’ın 02.11.2009 tarihinde, Yargıtay 11. Ceza Dairesinde bulunan ve içerisinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesi de olan dosyanın fotokopisini aldığı, 23.12.2009 tarihli dilekçe ile de Özel Daireden yerel mahkeme hükmünün eksik inceleme nedeniyle bozulması isteminde bulunduğu,
Avukat......’nin de 11.12.2009 tarihinde, Yargıtay 11. Ceza Dairesinde bulunan ve içerisinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesi olan dosyanın fotokopisini aldığı, 02.02.2010 tarihli dilekçe ile Özel Daireden, yerel mahkeme hükmünün, dava açılmayan bir konuda karar verilmesi, eksik incelemeye dayanılması, suçun sübuta ermemesi ve takdiri indirim maddesinin uygulanmaması isabetsizliklerinden bozulması isteminde bulunduğu,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15.07.2009 gün ve 151091 sayılı onama istemli tebliğnamenin, sanık müdafii Avukat..... adına tebliğe gönderildiği ve 16.10.2009 tarihinde de, “iş yerinde işçisi” olduğu belirtilen......’a tebliğ edildiği, Özel Dairece yapılan temyiz incelemesi sonucunda da hükmün onanarak kesinleştiği,
Sanık müdafilerinden Avukat......’nin 03.05.2010 tarihli dilekçesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak, “yerel mahkemece lehe yasa karşılaştırmasının usulüne uygun yapılmadığı, resmi evrakta sahtecilik suçundan açılan bir kamu davası olmadığı, sanığın beraatına karar verilmesi gerektiği düşüncesi saklı kalmak kaydıyla takdiri indirim maddesinin uygulanmamasına yönelik yasal ve yeterli gerekçe gösterilmediği” görüşüyle itiraz yasa yoluna gidilmesi isteminde bulunduğu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca da 25.05.2010 günlü yazı ile; “5271 sayılı Yasanın 308. maddesi uyarınca karara itirazı gerektirir maddi ve hukuki bir neden bulunmadığı” gerekçesiyle istemin reddedildiği ve itiraz yoluna gidilmediği, bu kararın da istem sahibine bildirildiği,
Bu aşamadan sonra sanık müdafii Avukat.....’nın 08.03.2011 günlü dilekçeyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinin kendisine değil, aynı binada komşusu olan bir avukatın yanında çalışan...... isimli kişiye tebliğ edilmesi nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak itiraz yasa yoluna gidilmesi isteminde bulunduğu,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan araştırmada; tebliğnamenin tebliğ edildiği...... isimli şahsın, adı geçen sanık müdafiinin yanında değil, kendisine komşu olan başka bir avukatlık bürosunda çalıştığının tespit edildiği,
.....ifadesinde; “01.03.2008 tarihinden 2010 yılı Eylül ayının sonuna kadar Avukat.....’ın bürosunda part-time çalışmaktaydım. Daha doğrusu eşime katkıda bulunmak amacıyla haftada bazen bir iki, bazen de üç dört kez bürosuna uğrar, büronun temizliğini yapar, denk geldiğinde de posta evraklarını alırdım. Avukat.....’nın bürosu Avukat.....’ın bürosunun bitişiğindeydi. Büroda bulunduğum zamanlarda diğer avukatlara gelen tebligatları postacının isteği üzerine almıştım. Tarihini tam hatırlayamıyorum ancak birkaç defa Avukat..... ile ilgili tebligatları da kabul etmiştim. Postacı,.....’nın büroda bulunmadığını görünce bana tebligatı kabul etmem hususunda ricada bulundu. Sorun olur mu diye sorduğumda olmaz dedi. Bir kaç defa..... adına gelen tebligatları kabul edip genellikle aynı gün.......’e bizzat teslim etmiştim. Sadece bir defasında kapısının altından tebligat parçasını içeriye ittirdim. Avukat..... adına hangi tarihlerde tebligat geldiğini hatırlamıyorum” şeklinde anlatımda bulunduğu,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine kolluk görevlilerince düzenlenen araştırma tutanağında;
“......’ın 2008–2010 yıllarında..... sayılı yerde bulunan Avukat.....’ın bürosuna temizlik yapmak için gelip gittiğinin çevreden öğrenildiği,..... isimli avukatın da aynı işyerinde No: 403 sayılı yerde bürosunun bulunduğu, büroların birbirine bitişik olduğu” tespitine yer verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Hükmü temyiz etmeleri halinde veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi durumunda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin, sanık veya müdafii ile katılan veya vekiline tebliğ olunacağı, 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan 1412 sayılı CYUY’nın 316. maddesine 02.01.2003 gün ve 4778 sayılı Yasanın 2. maddesi ile eklenip, 19.03.2003 gün ve 4829 sayılı Yasanın 20. maddesiyle değiştirilen 3. fıkrasında düzenlenmiştir. Adil yargılanma hakkı ve savunma hakkı ile ilgili bulunan bu hüküm buyurucu nitelikte olup, uyulması zorunludur.
Anılan düzenleme, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90. maddesi uyarınca bir iç hukuk normu haline gelen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi ile de ilgilidir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 09.11.2000 gün ve 36590–97 sayılı Göç/Türkiye kararında da bu husus vurgulanmış, anılan karar üzerine, 2003 yılında mevzuatımızda yukarıda bahsedilen düzenleme yapılmış ve 5271 sayılı CYY’nın 297. maddesinde de benzer hükme yer verilmiş olup bu madde;
“1) 296’ncı maddeye göre hükmü veren bölge adliye mahkemesince reddedilmeyen temyiz istemine ilişkin dilekçesinin bir örneği karşı tarafa tebliğ olunur. Karşı taraf, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde yazılı olarak cevabını verebilir.
2) Cevap verildikten veya bunun için belirli süre bittikten sonra dava dosyası, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.
3) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname, hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi hâlinde sanık veya müdafii ile katılan veya vekillerine ilgili dairesince tebliğ olunur. İlgili taraf tebliğden itibaren bir hafta içinde yazılı olarak cevap verebilir.
4) Üçüncü fıkra uyarınca yapılacak tebligatlar, ilgililerin dava dosyasından belirlenen son adreslerine yapılmasıyla geçerli olur …” şeklindedir.
Bu düzenleme ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinin, sanık veya müdafiine tebliğ edilmesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Temel Haklar ve Ödevler” başlıklı ikinci kısmının ikinci bölümünde yer alan 36. maddesinde “Kişinin Hakları ve Ödevleri” başlığı altında; “herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde tanımlanan, uluslararası sözleşmelerde yer bulan, en temel sanık haklarından olan ve yargılama makamlarınca yargılamanın her aşamasında gözönünde bulundurulması gereken savunma hakkı kapsamında değerlendirilmelidir.
Konumuzla ilgisi itibariyle 7201 sayılı Tebligat Yasasının 10. maddesinde; “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartiyle her yerde tebligat yapılması caizdir”,
11. maddesinde; “Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır”,
16. maddesinde; “Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır”,
17. maddesinde ise; “Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlerin memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır” şeklinde hükümler yer almaktadır.
Bu durumda 7201 sayılı Tebligat Yasasının 17. maddesinde geçen “daimi memur” veya “daimi müstahdem” ibarelerinin yorumlanması gerekmektedir. Bu anlamda “daimi memur” veya “daimi müstahdem”in o işyerinde sürekli olarak çalışması gerekmekle birlikte, bu durumun mutlaka Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmiş bulunması veya yazılı bir sözleşmeye bağlanmış olması şartı aranmamalıdır. Kaldı ki ülkemizde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kaydolmadan çalışan işçi sayısının az olmadığı da bilinen bir gerçektir. Nitekim Yargıtay 6. Hukuk Dairesince 06.05.1993 gün, 5238–5497 sayılı kararda “davalı ile birlikte çalışan işçisine yapılan tebligatın geçerli olduğu, zira çalışanın 506 sayılı Yasaya göre Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirilmemiş olmasının işçilik niteliğini etkilemeyeceği” belirtilmiş, 14. Hukuk Dairesince verilen 10.02.1986 gün ve 753–836 sayılı kararda ise; “mahkeme kararının davalı vekiline tebliği için gönderilen tebligatın aynı adreste sekreteri Ş’ye tebliğ edildiği tebliğ mazbatasında yazılıdır. Ş’nin aynı binadaki bir başka iş yerinde sigortalı bulunması, muhatabın yanında da çalışmasına engel teşkil etmez. Şu halde, temyiz dilekçesine eklenen belgeye dayanılarak tebligatın geçersizliği sonucuna varılamaz” şeklinde açıklanmıştır.
7201 sayılı Yasanın 20. maddesi uyarınca; “13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde yazılı şahıslar, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka yere gittiğini belirtirlerse; keyfiyet ve beyanda bulunanın adı ve soyadı tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyan yapan tarafından imzalanır ve tebliğ memuru tebliğ evrakını bu kişilere verir. Bu kişiler tebliğ evrakını kabule mecburdurlar. Kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka bir yere gittiğini belirten kimse, beyanını imzadan imtina ederse, tebliğ eden bu beyanı şerh ve imza eder. Bu durumda ve tebliğ evrakının kabulden çekinme halinde tebligat, 21 inci maddeye göre yapılır.
Bu maddeye göre yapılacak tebligatlarda tebliğ, tebliğ evrakının 13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde yazılı kişilere verildiği tarihte veya ihbarname kapıya yapıştırılmışsa bu tarihten itibaren onbeş gün sonra yapılmış sayılır”.
32. maddesi uyarınca; “Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır.
Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur”.
54. maddesi uyarınca; “Muhatap namına kendilerine tebligat yapılan kimseler tebliğ evrakını muhataplarına en kısa zamanda vermedikleri ve bundan gecikme veya zarar vukua geldiği takdirde bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
Kendisine yapılması gereken tebligatı almayan muhatap ile muhatap adına tebligatı kabule mecbur olup da tebligatı kabul etmeyenler hakkında da yukarıda belirtilen cezalar uygulanır”.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanık müdafii adına gönderilen ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanık aleyhine olacak şekilde onama istemli görüşünü içeren tebliğnamesi, “işyerinde işçisi memuru” olduğu açıklamasını içerir şekilde...... isimli bir kişiye tebliğ edilmiş, Özel Dairece de hüküm, 14.04.2010 günü onanarak kesinleşmiştir. Sanık müdafii, tebligatı almış olan...... isimli şahsın kendi işçisi değil, kendisi ile aynı binada, aynı katta ve bitişik büroda bulunan başka bir avukatın yanında çalıştığını belirterek savunma hakkının kısıtlandığını ileri sürmüş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraza esas olmak üzere bir takım araştırmalarda bulunulmuş, bu kapsamda, Söke Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen......, sanık müdafii Avukat.....’nın bürosunda değil, bitişik büroda çalıştığını doğrulamış, ancak zaman zaman Avukat..... adına gelen tebligatları da aldığını ve kapısının altından içeriye atmış olduğu birisi dışındaki diğer tebligatları aynı gün kendisine teslim ettiğini beyan etmiş, sanık müdafii de bu beyanın aksi yönde herhangi bir iddiada bulunmamıştır. Bu durum karşısında sanık müdafiinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinden haberdar olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca dosya içerisinde sanık müdafiinin, 7201 sayılı Yasanın 54. maddesi uyarınca...... hakkında suç duyurusunda bulunduğuna veya adı geçen kişinin bu nedenle yargılandığına ilişkin herhangi bir bilgi ve belgede bulunmamaktadır.
Diğer taraftan 7201 sayılı Tebligat Yasasının 11. maddesinde birden fazla müdafiin bulunması halinde bunlardan birine yapılan tebliğin yeterli olacağının belirtilmiş olması karşısında, sanık müdafilerinden Avukat .....’ın 02.11.2009 tarihinde, Avukat......’nin ise 11.12.2009 tarihinde, içerisinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesi de olan dosyanın fotokopisini almış olmaları nedeniyle tebliğe konu olan tebliğnameyi öğrendiklerinin de kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Ayrıca Avukat ..... 23.12.2009, Avukat...... de 02.02.2010 tarihinde Özel Daireye gönderdikleri ek temyiz dilekçelerinde tebliğnamenin kendilerine tebliğ edilmediğini ileri sürmemişler, yine Avukat......, yerel mahkeme hükmü Özel Dairece onanarak kesinleştikten sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği itiraz yasa yoluna gidilmesi istemini içerir 03.05.2010 tarihli dilekçesinde, tebliğnamenin kendisine tebliğ edilmediğine ilişkin herhangi anlatıma yer vermemiştir.
Bu durumda, sanık müdafileri Avukat ..... ve Avukat......’nin, yerel mahkeme hükmünün Özel Dairece incelenmesinden beş ay kadar önce dosyadan fotokopi almak suretiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinden haberdar oldukları ve ek temyiz dilekçesi sunduklarının anlaşılması karşısında, tebliğin amacının bilgilendirme olduğu da göz önünde bulundurulduğunda sanığın savunma hakkının kısıtlandığının kabulüne olanak bulunmamaktadır.
Kaldı ki, sahteliği veya gerçeğe aykırı olarak düzenlendiği aynı nitelikte bir belge ile kanıtlanmadıkça geçerli bulunan ve bu yönde herhangi bir iddia da ileri sürülmeyen tebligat evrakında, tebligatı alan......’ın, sanık müdafii Avukat.....’nın bürosunda değil, bitişiğinde bulunan başka bir avukatın yanında çalıştığı, söz konusu tebligatın da kendisine Avukat.....’ya iletilmek üzere verildiği belirtilmemiş, aksine adı geçen kişinin Avukat.....’nın işçisi olduğu açıklamasına yer verilmiş, evrak da...... tarafından imzalanmıştır. Bu durum karşısında tebligat evrakını getiren posta görevlisinin, sanık müdafii Avukat.....’nın bürosunda...... ile karşılaştığı ve tebligat evrakını kendisine verdiği kabul edilmeli, posta görevlisine ayrıca bu kişinin, bulunduğu büroda çalışıp çalışmadığı veya sigorta kaydı bulunup bulunmadığı araştırması yüklenmemelidir.
Bu itibarla, sanıklar müdafilerinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinden haberdar olmadıkları ve bu nedenle sanığın savunma hakkının kısıtlandığından sözedilemeyeceğinden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı ve beş Genel Kurul Üyesi; “Tebligatın usulüne uygun yapılmadığı, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği” görüşüyle karşıoy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.12.2011 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.”

  Avukat   -   Makaleler
0 0
0 yanıt   -  

Avukatlara soru sormak için