0

Ticari senetler, Ücret ve Giderler, TTK. Madde 91-93:

90 ıncı maddede öngörüldüğü şekilde cari hesaba yazılan ancak bedeli alınamayan ticari senet sahibine geri verilerek, cari hesaptan kaydı silinir.
Taraflar arasında cari hesap sözleşmesinin bulunması, komisyon sözleşmesinden kaynaklanan ücretin ve her türlü giderin istenmesine engel oluşturmaz.
Takas edilemeyen alacaklarla, belirli bir amaca harcanmak veya ayrıca emre hazır tutulmak üzere teslim olunan para ve mallardan doğan alacaklar cari hesaba geçirilemez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/824 E. , 2019/885 K.
“…
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.07.2013 tarihli ve 2008/644 E., 2013/348 K. sayılı karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 09.12.2013 tarihli ve 2013/14639 E., 2013/19554 K. sayılı kararı ile;
"...Davacı vekili, müvekkili tarafından davalıya satılıp teslim edilen mallar karşılığı düzenlenen faturalardan kaynaklı alacağın tahsili için davalı aleyhine girişilen icra takibinin yetkiye ve borca itiraz sonucu durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiş, 25.05.2011 havale tarihli dilekçesi ile asıl alacağın 6.479,90 TL kısmından feragat ederek 19.606,82 TL asıl alacağa yönelik itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin Tarsus'ta ikamet ettiğinden davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, davacıya çekle ödemeler yapıldığını ve ayrıca mal iadelerinde bulunulduğunu, dolayısıyla müvekkilinin davacıya herhangi bir borcunun kalmadığını belirterek davanın reddine ve icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir
Mahkemece toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, davalının icra dairesinin ve mahkemenin yetkisine yönelik itirazlarının 1086 sayılı HUMK.nun 10 ve 818 sayılı BK.nun 73 maddeleri uyarınca yerinde görülmediği, davalı yanca davacıya mal iadesinin yazılı delillerle ispat edilemediği, bu hususta davacıya yemin teklifinde bulunulmadığı, davalının ödemeleri ve davacının feragat ettiği kısım da dikkate alındığından davacının davalıdan 19.606,92 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne davalının takibe yönelik itirazının 19.606,92 TL asıl alacak üzerinden iptaline, asıl alacak tutarına takip tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmek suretiyle takibin devamına, fazlaya ilişkin istemin feragat nedeni ile reddine ve icra inkar tazminatına karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, İİK'nun 67. maddesi hükmü gereği açılan itirazın iptali davasıdır. İtirazın iptali davaları, davanın özelliği gereği itiraza uğrayan takibe sıkı sıkıya bağlıdır.
Somut olayda davacı yan, takip talepnamesinde alacağın dayanağı (borcun sebebi) olarak 16 adet fatura göstermiş ve alacaklı olduğunu bildirmiştir. Davalı yan ise bu takip nedeniyle borçlu olmadığını belirtip itiraz etmiştir. İtiraz üzerine açılan itirazın iptali davasında ise dava ve takip konusu faturalar ile ilgisi olmayan faturalar ve cari hesap alacağı üzerinde durulmuş, davalı yanca bu duruma yargılamanın başından itibaren karşı çıkılmıştır. Bu durumda mahkemece, tarafların iddia, savunma ve delillerin takibe konu faturalar çerçevesinde değerlendirilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken takibe konu edilmeyen faturalar ve taraflar arasındaki tüm ilişki değerlendirilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir…"
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili; davalıya satılıp teslim edilen malların ödemelerinin yapılmaması nedeni ile faturalara dayalı olarak icra takibi başlatıldığını, davalının yetkiye ve ödeme nedeni ile borca itiraz ettiğini, yetki yönündeki itirazın yerinde olmadığını, taraflar arasındaki uyuşmazlığın mal alışverişinin yapılıp yapılmadığı değil de mevcut alışveriş sonucu ödemenin yapılıp yapılmadığı noktasında toplandığından ispat yükü üzerinde olan davalının ödeme yönündeki iddiasını yazılı delil ile ispat etmek zorunda olduğunu, likit alacağa rağmen kötü niyetli itiraz edildiğini ileri sürerek takibe vaki itirazın iptali ile davalının alacağın %40’ından aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatı ödemesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; davalının adresi ve sözleşmenin ifa yeri Tarsus olduğundan yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, müvekkilinin davacıya borcunun bulunmadığını, davacıdan satın alınan malların bir kısmının parasının ödendiğini, kalan malların da hatalı ya da yanlış ürün olması nedeni ile iade faturası kesilerek iade edildiğini, ödemelerin çek, havale ya da EFT sureti ile nakit olarak müvekkili tarafından şahsen ya da müvekkilinin eşi ve ortağı olduğu şirket tarafından yapıldığını, yapılan ödemelerin ve iade faturalarının işlendiği davacı şirkete ait dokümanın da müvekkiline verildiğini, müvekkili ile davacı şirket arasında 2007 yılında yapılan alışverişle ilgili 11 adet iade faturasının kesildiğini ve malların iade faturaları ile birlikte kargo yolu ile davacıya teslim edildiğini, davacının tahsil ettiği paraları ve aldığı iadeleri inkâr ettiğini belirterek davanın reddine ve davacının %40’dan aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; davalının icra dairesinin ve mahkemenin yetkisine yönelik itirazlarının yerinde olmadığı, davalı yanca davacıya mal iadesinin yazılı delillerle ispat edilemediği, bu hususta davacıya yemin teklifinde bulunulmadığı, davalının ödemeleri ve davacının feragat ettiği kısım da dikkate alınarak davacının davalıdan 19.606,92TL alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne davalının takibe yönelik itirazının 19.606,92TL asıl alacak üzerinden iptaline, asıl alacak tutarına takip tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmek suretiyle takibin devamına, fazlaya ilişkin istemin feragat nedeni ile reddine ve hükmedilen asıl alacak tutarının %40'ı üzerinden hesaplanan 7.842,76TL inkâr tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece; her davanın kendi şartlarına göre değerlendirilmesinin gerektiği, taraflar arasındaki ihtilafın çözümünün sadece takip dayanağı faturalar ve davalının sunduğu ödemeler ile çözümlenemeyeceği, ödeme belgelerinde ait olduğu faturanın belirtilmesi ve ödemenin davacı tarafça ihtirazı kayıt konulmadan tahsil edilmesi hâlinde takip konusu fatura ve ödemelerle çözüme ulaşılabileceği, somut dosyada ise davalının ödemelerinde ait olduğu faturanın belirtilmediği ve davacının ödemeyi önceki alacağına sayma hakkının bulunduğu, davalının ödemelerinde takip dayanağı faturaların münhasıran ödendiğine dair bir açıklama bulunmadığına göre davacının ödemelerin hangi mallara ilişkin olduğunu ispatlamasının gerektiği, 17.11.2011 tarihli bilirkişi raporuna karşı davacının anılan ödemelerin önceki ilişkiye ait olduğu yönündeki iddiasının araştırılması için açık hesap ilişkisine girilmesinin gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki itirazın iptali davasında incelemenin takip ve dava konusu faturalarla sınırlı olarak mı yoksa taraflar arasındaki tüm ticari ilişki değerlendirilerek mi yapılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü bakımından öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89 ve 6762 sayılı eTTK’nın 87. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddelerde cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır.
Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz.
İtirazın iptali davası ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Bu davanın açılabilmesi için gereken şartlar anılan Kanun'un 67. maddesinde gösterilmiş olup, buna göre ;
1- İlamsız takip yapılmış olması
2- Borçlunun bu takibe itiraz etmesi
3- Alacaklının, itirazın kaldırılması için İcra mahkemesine başvurmaması.
4-İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, 1 yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması
yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.
Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibi konusu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. İtirazın iptali davası, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır.
Dava yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.
Bu açıklamalar da göstermektedir ki, itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.
Kısmi ifaya ilişkin kurallar da (icra takibinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 84 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 85. maddesinin birinci fıkrasına göre birden fazla borcu bulunan borçlu, ödeme zamanında bu borçlardan hangisini tediye etmek istediğini alacaklıya beyan etme hakkını haizdir. Aynı Kanun’un 86. maddesine göre de yasal olarak geçerli bir beyan vaki olmadığı yahut makbuzda ödemenin hangi borca mahsup edileceği gösterilmediği takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup edilir. Birden çok borç muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci olarak takip edilen borca mahsup edilir. İcra takibi yapılmamış ise tediye, vadesi daha önce gelmiş olan borca mahsup edilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2006 tarihli ve 2006/19-260 E., 2006/251 K., 09.06.2010 tarihli ve 2010/19-262 E. 2010/304 K, 27.01.2016 tarihli ve 2015/15-1830 E.,2016/98 K., 25.04.2018 tarihli ve 2017/19-903 E., 2018/974 K. sayılı kararlarında da bu yönde açıklamalar yer almaktadır.
Somut olayda, davacı yan, takip talebinde borcun dayanağı (borcun sebebi) olarak 16 adet fatura göstermiş ve alacaklı olduğunu bildirmiştir. Davalı yan ise takibe, borca ve yetkiye itiraz ettiğini, alacaklıya takip talebinde belirtilen faturalardan kaynaklanan borcunun bulunmadığını, alınan tüm malların bedelinin ödendiğini savunmuştur.
Yukarıdaki bilgiler ışığında takibe sıkı sıkıya bağlı olduğu özellikle vurgulanan itirazın iptali davasında, mahkemece, tarafların iddia, savunma ve delillerinin yalnızca takibe konu faturalar çerçevesinde değerlendirilip incelenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesinin gerektiği, aksi yönde yapılacak araştırmanın ise itirazın iptali davasının niteliği ile bağdaşmayacağı, ödeme defi nedeniyle ispat yükünün davalı tarafta bulunduğu, belirtilen usule göre yapılacak incelemede, davalının sunduğu ödeme belgelerinin takip konusu edilen faturalara ilişkin olup olmadığı hususunun ise BK’nın 85, 86. (TBK’nın 101, 102.) maddeleri uyarınca tayin edilmesi gerektiği, takibe sıkı sıkıya bağlı olma kuralı ile genel ispat kurallarının ve ispat yöntemlerinin birbiriyle karıştırılmaması gerektiği, bu maddelere göre tespit yapılacak olmasının takibe konu edilmeyen faturalar ve taraflar arasındaki tüm ilişki değerlendirilmesi anlamına gelmeyeceği hususları açık olduğundan, mahkemece önceki kararda direnilmesi doğru değildir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında itirazın iptali davasında alacağın varlığını ispatta genel hükümlerin uygulanacağı, açılan itirazın iptali davasında faturaların yanında ticari defterlere ve aralarındaki hesap ilişkisine de dayanıldığı, öte yandan davalının da borca itiraz ederek ödeme savunmasında bulunduğu, ancak ödemelerin hangi mallara ve hangi faturalara ilişkin olduğunun belirtilmediği, somut olay bakımından uygulanması gereken 818 sayılı BK’nın 85. vd. maddeleri uyarınca alacaklının ödemeleri önceki muaccel alacaklarına sayma hakkı bulunduğundan zorunlu olarak taraflar arasındaki açık hesap ilişkisinin başından itibaren değerlendirilmesi ve dava konusu ödemelerin yapılmış olup olmadığının, yapıldı ise ödemelerin tamamen mi kısmen mi yapıldığının, hangi borca ilişkin olduğunun tespit edilmesinin gerektiği, bu nedenle taraflar arasındaki tüm ticari ilişki değerlendirilmek suretiyle inceleme yapılarak sonuca ulaşan yerel mahkeme direnme hükmünün onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 17.09.2019 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.



KARŞI OY


Dava, itirazın iptali davasıdır. Taraflar arasında, olay tarihindeki 6762 sayılı TTK 87. maddesinde düzenlenmiş, yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı açıkça belirtilen bir cari hesap sözleşmesi bulunmayıp açık hesap ilişkisi bulunduğu anlaşılmaktadır.
İtirazın iptali davası İİK 67. maddesinde düzenlenmiş olup, alacağın varlığını ispat genel hükümlere tâbidir. Takip dosyası, itirazın iptaline ilişkin asıl dava dosyasının eki mahiyetindedir ve takip talebinde talep edilen alacak ile borçlunun borca itirazları, genel hükümlere tâbi ispat çerçevesinde değerlendirilerek, takip talebinde istenen alacağın mevcut olup olmadığı, borçlunun borca itirazlarının kısmen veya tamamen iptali gerekip gerekmediği belirlenir. Genel hükümlere tâbi eldeki davada, takip talebindeki faturalardan başka delil olarak, ticari defterlere ve aralarındaki hesap ilişkisine dayanılmasına engel yoktur.
Davacı alacaklı, takip talebinde, takibin dayanağı olarak bir kısım faturalara dayanmış, bu faturalardan dolayı alacaklı olduğunu iddia etmiş ise de, davalı borca itiraz etmiş ve ödeme savunmasında bulunmuştur. Mahkemece de gerekçede belirtildiği üzere, davalı ödemelerinde, ödemelerinin hangi mallara, hangi faturalara ilişkin olduğunu belirtmemiştir. Davada uygulanması gereken 818 s. BK 85/1. maddesine göre, birden fazla borcu bulunan borçlu, ödeme zamanında hangi borcu tediye etmek istediğini alacaklıya beyan etme hakkını haizdir. Yine BK 86. maddeye göre de yasal olarak geçerli bir beyan vaki olmadığı yahut makbuzda ödemenin hangi borca mahsup edileceği gösterilmediği takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup edilir. İcra takibi yapılmamış ise tediye, vadesi daha önce gelmiş olan borca mahsup edilir. Somut olayda, icra takibinin dayanağı bir kısım faturalar ise de, davalı borçlu ödediğine dair borca itiraz ettiğine, ancak sunulan ödeme belgelerinin hangi faturaya-borca dair olduğunu davalı usulüne uygun ispat edemediğine göre, zorunlu olarak taraflar arasındaki açık hesap ilişkisinin başından itibaren değerlendirilerek, alacaklının ödemeleri önceki vadeli-muaccel alacaklarına sayma hakkı bulunduğundan, dava ve takip konusu faturaların da tamamen mi kısmen mi ödenmiş olduğu veya hiç mi ödenmediğinin tespiti gerekmektedir. Mahkemece de inceleme bu doğrultuda yapılmış olup, direnme kararı usul ve yasaya uygundur. Hükmedilen miktara ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Daireye gönderilmesi görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun 19. Hukuk Dairesinin bozması yönündeki bozma görüşüne katılmıyorum.”

  Avukat   -   Makaleler
0 0
0 yanıt   -  

Avukatlara soru sormak için